nedret kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nedret kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2026 Pazartesi

DOKUNULMAZ

 











KÜNYE

Kitap Adı: Dokunulmaz

Yazarı: Nedret Kılıç

Basım: Nemesis Kitap– 1.Basım- 2022

Sayfa: 469

Tür: Roman

 

İNCELEME:

Dokunulmaz / Nedret Kılıç

İlk kitap Kornelyus’un Ezgisi ile Kornelyus ve Mazandarani ailesinin hikayesine, 2.kitap Şedaraban ile Anton ve ailesinin hikayesine eşlik etmiştim. Bu hikayeler nerede, nasıl birleşecek, tüm bunlar neden anlatıldı sorusunun cevabını ise 3.kitap Dokunulmaz veriyor. Ancak önce kafaları iyice karıştırıyor, okuyucuyu ‘Ne yani, hiçbir şey öyle olmadı mı?’ diye düşündürüyor. Bambaşka bir kurgu okutuyor, şöyle bir güzel silkeliyor. Sonra tüm düğümler çözülüyor, ekran netleşiyor, patır patır herşey tekrar yerine oturuyor.

"Öykülerimizi kimselere vermeyip bizler anlatalım. Birazı gerçek olsun, çoğunu uyduralım. Öyle bir yazalım ki kafaları bulandırıp açalım. Sonsuza dek silinmesin adımız, ' Dokunulmaz' olalım! "

Bir akıl hastanesinde uzun yıllar ilaçlarla uyuşturulmuş karakterlerimizin buluşmasına tanıklık ediyoruz Dokunulmazda. Kornelyus, Anton, Fischer ve Pınar. İsteklerini, öfkelerini, kırgınlıklarını, arzularını, deneyimlerini farklı karakterlere yansıtarak birbirlerine farklı hikayeler anlatmaya soyunurlar. Hikayenin eşlikçileri Cecile, Ahu, Jiyan amca, Behram… Her karakter ayrı hikaye.

‘Ne gerçek, ne kurgu?’ diye sorgulatırken yazarın iç sesini bir karakterin ağzından duyuyor ve nedenlerin cevabını alıyoruz: “Biz neyiz? Okuyanların zihninde yaratmıyor muyuz sonsuz sayıda olasılıklardan birinde zaten yaşanan öykülerimizi?” Sonsuz olasılıklar evreninde farklı olasılıklarla tanışmak ilginçti.

Öz ne? Hakikat ne? Bilinç ne? Neden varız ve öldükten sonra ne oluyor?

Doğan bedenden bakan kim? Bedenden bakan, beden yokken neredeydi? Ben kimim?

Peki bu sorulara bir cevap var mı?

‘So ham, ham saha’:‘Ben, senim ben.’

Çok ilginç bir üçlemeydi. Kolay bir seri değil. Beyninizi yakacak bir deneyim olacağı şüphesiz. Yazar her ne kadar sırasız ve bağımsız okunabilir dese de bence bu sırayla hatta araya kitap almadan, kopmadan peşpeşe okunması gereken bir seri. Okumayı seçenlere uzun soluklu zihin zorlayan bu deneyimde kolay gele.

 

 KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

"Göz kandırır, söz bulandırır. Zihin ise inandırır. Gerçek ne gördüğün ne duyduğun ne de inandığındır."

 

“…Çünkü okyanusu oluşturan atomların dalga olmadığı ama tümünün dalga hareketini yaratması gibi ‘zaman’ da varoluşun kumaşında parçalar halinde ama bir bütün olarak mevcut. Yani geçmişten gelen, şu ana değip geleceğe ilerleyen bir akış yok. Ne varsa bir bütün olarak var ve biz o bütün içindeki parçaları duyu organlarımızın kapasitesi kadar algılayabildiğimiz için ‘beyin’ süreklilik arz eden bir akış illüzyonu yaratıyor.”

 

“Gerçek diye bir şey yoktur, kabul edişler vardır. Kabul edişlerse o ana dek hafızada ne biriktiyse ve duygu merkezi bu birikenlerle ne fazda etkileşim içindeyse o kalitededir. Beyin bu kabul edişler ölçüsünde yorumlar yaratır dışarısı sandığınız yanılsama hakkında. Kabul edişlerin temelinde ise yüklenmiş programlar vardır, kültür, inanç ve anılar vardır.”

 

“Korkuyorum kendimden. Her şeyi hatırlatıyor aksim. Peki bütün bu korkuların anası ne? Ölüm değil mi? Kaçınılmazdan niçin korkulur? Bilmiyor muyuz sonu? Sonu biliyoruz da ya sonrası? İşte bu yüzden hikâyeler uydurmuş, tarifsizi tariflemeye kalkmış ilk uydurukçu.”

 

“Ölüm dediğin, varlığı kabul edişinden ötürü gerçek görünür. Varlığı seçebildin mi? Ne zamandır varsın? Var olmadan önce neydin? Ölünce ne olacaksın? Kulak ver: Hiç olmadın ve hiç ölmeyeceksin.”

 

“Siyahtan çıktı beyaz ve sonu hep siyahtır, bu kaçınılmaz.”

5 Nisan 2026 Pazar

ŞEDARABAN

 











KÜNYE

Kitap Adı: Şedaraban

Yazarı: Nedret Kılıç

Basım: Nemesis Kitap – 1.Basım- 2021

Sayfa: 325

Tür: Roman


İNCELEME:

Şedaraban / Nedret Kılıç

Yazarın üçleme olarak sunduğu serinin 2.kitabı Şedaraban. Her ne kadar yazar bu iki kitap arasında okuma sırasının fark etmeyeceğini belirtse de iki kitapta da birbirine bağlı karakterlerin öncesini anlamak adına önce Kornelyus’un Ezgisi okunmalı. İlk kitapta detaylandırılan soy ağacının diğer ucundaki karakterleri açıyor yazar bu kitapta. Ve aslında çok uzak soy ilişkilerindeki insanların nasıl hayatta birbirlerine bir şekilde dokunduklarını da okuyoruz. Biraz ‘Hepimiz bu hayatta görünmez iplerle birbirimize bağlıyız’ sözünü hatırlattı bu kitap bana. Aslında zaten “hepimiz bir noktada ‘Bir’ değil miyiz?” vurgusu da yapılmakta.

Şedaraban ismi Türk musikisinde bir makam aslında ve Tanburi Cemil Bey ve onun ‘Şedaraban Saz Semaisi’ sıklıkla anılıyor kurgu içinde. Ben de bu vesileyle dinlemiş oldum.

Yine Türk siyasi tarihine, organize suç çetelerine, uyuşturucu kaçakçılığına, altının uluslararası transferine, istihbarat servislerine, felsefeye, deliliğe dokunmuş kitap. Ancak bu sefer odağında bir yasak aşktan filizleniyor. Felsefi sorgulamaları da bu hikaye üzerinden okuyoruz. Seçimler ve sonuçlar…

Odtü’de felsefe hocası olan, Amerikalı Lindsey ile İktisat öğrencisi Anton’un yasaklara meydan okuyan aşkı… Lindsey’in eli kanlı polis kocası Chris’in durumu öğrenmesi üzerine kaçacakları yer kalmıyor. Tek yolları ölüm. Sınır tanımayan aşkları ile birlikte ölmek mümkün mü? Peşpeşe iki intihar. Ancak neden asla anlattığımız durum değil. Şok edici bir son. Uzun zamandır ağzımı açık bırakan, ‘Hadi ama canımmm!!’ dedirten bir son okumamıştım. Ayrı ayrı açılan karakter hikayelerinden bazıları gerçekten çok dokunaklı olması yanında beni en çok etkileyen, gözlerimi yaşartan hikaye Peppi’nin hata-sonuç-bedel denklemindeki acıklı hikayesi oldu. Bir de gözlerine baktığı insanın sırlarını gören Nora. Unutmayacağım.

İlk kitaba göre çok daha akıcıydı. Son 50 sayfa hele koptu gitti. Tüm o felsefi derinlik bir tarafa okuduğum o vurucu sonun tatmini için bile okunacak bir kitaptı. Kitabı edinenler asla önceden son 3 sayfayı kurcalamayın. Yazarın ‘Serinin her şeyi’ diye tanımladığı, tüm anlatılanların neden anlatıldığı, her şeyin su yüzüne çıkacağı son kitap olan Dokunulmaz ile devam edeceğim.

 

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“Bazı olmayışlar ağırdır, şahidim.”


"Olana dek geçirdiğimiz zaman ve emeğin uzunluğuyla olmayışın ani tezahürünün çatışmasını görebiliyor musunuz?"


“İleri baktığımda, her bir gözümde 12-15 derece dışa, 15 derece aşağıya doğru optik sinirin retinayı yararak girdiği "kör nokta" bulunuyor. Bu kör nokta, görüş alanımı vücut eksenimde 7,5 derece, göz eksenimde 5,5 derece kısıtlayan evrimsel bir kusur ve sonumuzu hazırlayacak zincirleme hatalarımızın baş müsebbibi, biliyorum. Onun yüzünden seni göremedim ve çarpıştık.”

 

“Bilmemek suçu hafifletmez, bağışlatmaz fakat uzay zamanda bir pozisyonu tarif eder. Düşün! Başlangıçta daha uzay zaman yokken kaynaktan bir yayılım' gerçekleşiyor. Aslında yayılan 'Şey' evren ve evrende 'bilgi' olarak ne varsa sebebi. 'Tek've aynı. Bir tohumun çınar ağacına ait tüm bilgiyi' içermesi gibi o 'Şey', evren ve muhtevasına dair ne kadar potansiyel varsa kapsıyor ve bilinmez bir sebeple saniyenin milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyarda biri kadar söylemesi bile güç zamanda 'oluş hali' olarak görünmezden görünene yürüyor.

(…)

O an ne varsa, şu anda da var. O anda olmayan 'Şey' şu anda mevcut olamaz. 'Uzay ve zaman' aslında giriş ve çıkışın yapılamadığı bir hapishanedir. Duvarları görmek de dokunmak da olanaksızdır çünkü duvarlar ve sınırlar yoktur. İşte bütün muhtevayı kapsayan o yayılma ânında 'Bir' değilsek neydik ve neredeydik?"

 

“Diğer türlerin yaşamıyla, ‘bizimki’ diye ayrıştırdığımız ‘yaşam’ arasında değer farkı olduğu ve yaşamın türlere göre sınıflandırılabileceği safsatasına nasıl ikna edildik?”

 

“Zıtlıklar evreninde uyumlu davranışları ancak "mükemmel hastalar" sergilerler. Onları "normal" sanırız çünkü "normal" kavramını onlar tanımlamıştır.”

 

"Geç uyanış, uyanış değil pişmanlığın habercisidir."

 

“Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu ânı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz ânı ise uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı bir tür hata olmalı…”(Schopenhauer)

 

31 Mart 2026 Salı

KORNELYUS'UN EZGİSİ

 












KÜNYE

Kitap Adı: Kornelyus’un Ezgisi

Yazarı: Nedret Kılıç

Basım: Nemesis Kitap– 1.Basım- 2020

Sayfa: 455

Tür: Roman


İNCELEME:

Kornelyus’un Ezgisi / Nedret Kılıç

“Yaşam denen kepazeliğin sırrını arayanlaradır hikayelerim.” Kornelyus

Nedret Kılıç’ın Kornelyus’un Ezgisi ile başlayan üç kitaplık serisini kitap dostumun önerisi üzerine aldım ve ilk kitap ile başladım. Son zamanlarda okuduğum en ilginç kitaplardan biri oldu. Karakter fazlalığı, anlatılanların karmaşıklığı bir taraftan ‘ben ne okuyorum’ duygusunu hissettirirken bir yandan da bir bilgi denizine düşmüş hissetmemle beni kendine gittikçe bağlayan bir kitap oldu. Kitap yarım bırakma huyum olmaması bu sefer bana 'iyi ki' dedirtti.

1870’lerden 2040’a uzanan 170 yıllık bir serüven; İran, Türkiye, Hindistan, İtalya, Amerika Birleşik Devletleri, Ukrayna ve Yunanistan gibi 7 ülke ayağında, 12 ana hikayeden oluşuyor. Şiirsel bir uslup ile yine şiir ve şarkı sözleri ile destekleyerek anlatıyor yazar hikayeyi. Kronolojik bir anlatım yok. Gelecek ve geçmiş arasında sürekli dolaşıyoruz. İran’lı Mazandarani’lerin 6 kuşak soyunun etrafında şekillenen bu kurgu içinde çok derin konuları irdeliyoruz. Zerdüştilik, felsefe, inanç, bilim, tarih, politika, derin devlet, uluslararası organize suç çeteleri, uyuşturucu kaçakçılığı, saykodelik madde (ayahuasca, DMT) deneyimleri, fetişizm, ölüm, bilinç, uzay-zaman-kuantum ve çok daha fazlası. Evrensel Bilinç ne? Ben dediğin ne? Varlık ne, hiçlik ne? Özgür irade var mı? İyi ne, kötü ne? …gibi varoluşsal sorgulamalarla derin bir anlatım sunuyor.

“Gözlerim miydi gören, parmaklarım mıydı yazan?

Peki kimdi konuşan, neydi söyleten? ‘Ben neyim, ben?’

Yağmıştı gökyüzü yüzüme; Bir ‘Şey' sonsuzsa o ‘Şey' dışında bir ‘Şey' olma ihtimalin yok. Ben senim, ben!"

Tüm bu farklı karakterler ve zaman geçişleri arasında okuduğumuz hikayeler kitap sonunda birbirine bağlanıyor. Ancak yazar kitabın sonunda bile sizi düşünmeye ve araştırmaya sevk ediyor. Bir-iki günde okunacak bir kitap değil. Ve dingin bir zihinle sakince okunması gereken kitaplardan. Kendine has bir ritmi, bir ezgisi var. Üzerine hücum edecek bilgi selinden ürkmeyen okurlara tavsiyedir. Ben serinin 2.kitabı Şedaraban ile devam edeceğim.

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“İnsan; edinmek, biriktirmek, korumak ve tüketmek üzere programlı her kültürde. Edinirken endişe duymak, edindiğini yitirmemek için korkuya boğulmak var bir tarafta. Diğer taraftaysa hep daha iyisine ve fazlasına sahip olmak arzusu. Bu arzular kaçınılmaz olarak tatminsizliği, üzüntüyü yüklüyor duygu merkezine. Arzun ne olursa olsun, gerçekleştiği anda mutluluk diye kavramsallaştırılan kısa süreli bir durum ortaya çıkıyor. Sonrasında ise o durumun muhafaza edilmesi ve kaybedilmemesi düşüncesi beliriyor. Bu bitmeyen döngüde mutluluk hali yitirildiği an yeni bir arzu ve çaba yaratıyorsun yeniden mutluluk haline çıkabilmek için. Tekrarlanıyor döngü; endişe, korku, mutluluk ve acı diye. Bunu kastetmiştim, mayın tarlasından patlamadan çıkman imkânsız uçmayı öğrenmelisin, dediğimde. Anlıyor musun?”

 

“Kornelyus- Siyahın nesi var

Grace- Yok bir şeyi. En güzel renktir, hiçliğin rengi. Daha doğrusu hiçliğe en yakın tarifin rengi, yokluğun rengi.

Kornelyus- Sen hiçlik hakkında ne biliyorsun. Sen hiç, hiç oldun mu?”

 

“Neden ve nasıl soruları değil mi yaşam tecrübesini mutluluk içinde geçirmemize engel olan?”

 

“Siyahtan çıktı beyaz ve sonu hep siyahtır kaçınılmaz. Bana siyaha dönmeyecek bir şey söyleyin dediğimde “Güneş” diyor aptallar, işte bu kadarlar.”

 

“Olanlar o âna kadar tüm gelişmeleri izleyen “kukla oynatıcılarının” elbette hoşuna gitmemiş, savaş başlatmışlardı. Eroin, kokain ve diğer sentetik uyuşturuculardan ölen, soru sormadan koşulsuz itaat eden, sadece televizyon seyreden ve dört senede bir her şartta kendilerine oy atan koyunlar istiyordu yönetenler. Öldürdüğü kesin olan sigara ve alkol çocuklara satılırken, ot içenler hapisle cezalandırılıyordu. Öğretilenler dışında bir “gerçeklik fazına” dokunulması ve bunun kitleler halinde yapılması önlenmeliydi. Uyanmaya başlamış bu kuşak, savaş ekonomisi ve sömürü üzerine olan “Dünya Finans Sistemini” daha beter tehdit etmeye başlamadan bir çözüm üretmek şarttı.”

 

“Batılılar gerçek anlamını bilmeden kullandıkları "Nirvana" kavramını, bir kişinin erişeceği mertebe olarak algılıyorum. Oysa Nirvana "yok oluş" demekti. Bedenin içinde "var olduğu" düşünülen kişi, beden yaşarken yok oluyordu. Bir düşüncenin yok oluşuydu "Nirvana".”

 

“İnsan sadece konuşarak veya hareketleriyle iletişim kurmaz, düşünceler de algılanabilir eğer yeterli derecede istekliyse algılayan.”