23 Haziran 2026 Salı

SES DİYETİ

 












KÜNYE

Kitap Adı: Ses Diyeti

Yazarı: Arzu Haksun

Basım: Doğan Yayınları– 1.Basım- 2026

Sayfa: 136

Tür: Kişisel Gelişim


İNCELEME:

Ses Diyeti / Arzu Haksun

Ses Diyeti ne mi anlatıyor? Etnomüzikolog yazar şöyle anlatmış:

“Müzik bizi nasıl yönetiyor? Biz bu görünmez etkiye ne kadar farkındalıkla bakıyoruz? Sesin hayatımızdaki gücü, kültürlerden gelen izleri ve kimliğimizde bıraktığı derin yankılar… İşte tüm yolculuğumuzun temelinde bunlar var (…) Ses Diyeti yalnızca kişisel bir arayış değil; sesin insan bedeninde, zihninde ve kültüründe açtığı kapıları anlamaya yönelik bir davet, bir farkındalık çağrısıdır.”

Yazar kitaptaki 16 kısa bölümde şu sorulara cevap veriyor:

-          Bedenimizin müziğini nasıl dinleriz?

-          Sevdiğimiz müziği neden severiz?

-          Ses tonunun iletişim başarısına etkisi nedir? Hangi ortamda sesi nasıl kullanmalıyız?

-          Ses ve müziğin, şifa etkisi, algı ve duygu yönetimi ile ikna gücü üzerine etkisi nedir?

-      Modern dünyanın gürültüsü duygusal, bilişsel ve fizyolojik sistemlerimizi nasıl etkiliyor? Gürültü ile müzik arasındaki sınır nerede başlar?

-          Ritmin müzikte önemi nedir?

-          Spor ve müzik nasıl bir etkileşim içinde?

-          Direksiyon başında dinlenen müzik şoförü nörofizyolojik olarak nasıl etkiliyor?

-          Bir markanın ya da mekanın ruhunu yansıtırken işitsel kimlik oluşturmanın önemi?

-          Dinlenen müzik ile sunulan yemeğin karakterinin uyumu neden önemli?

-          İyi bir festival nasıl organize edilmeli?

-          Bir şehrin sesleri bize neler anlatıyor?

-          Müzik seçimimiz kimlik inşamızı nasıl etkiler?

Ve bahsi geçen tüm alanlar ve kişi grupları için ses diyeti önerileri sunuluyor. Yazarın hepimizin kendimize sormamızı istediği soru ise şöyle: “Gerçekten duyuyor muyuz? Yoksa yalnızca işitiyor muyuz?”

Bu soruların yanıtlarını ve önerileri merak ediyorsanız okuyabilirsiniz. Tek eleştirim fazlaca tekrara düşülmesi yönünde olabilir. Bazı cümlelerin biraz çevrilerek de olsa her bölümde tekrarlanması ve bölüm içinde bölümden bağımsız ayrı konularda bilgi paylaşılması “düşünce akışının biraz daha düzenlenmeye ihtiyacı mı varmış” diye düşündürttü. Keyifli bir okumaydı, müzikle ilgili olanlar özellikle sevecektir.

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“Ses yalnızca işitip kulağımızdan içeri aldığımız bir olgu değil; içinde yaşadığımız, bedenimizle soluduğumuz, zihnimizle algıladığımız bir çevre. Bir kentin gürültüsü, bir evin sessizliği, bir melodinin duygusu… Hepsi bizi şekillendiren görünmez bir atmosferin parçaları. Bu çevre, bizim zihinsel berraklığımızı, duygusal dengemizi ve bedensel sağlığımızı doğrudan etkiliyor.”

 

“Nasıl ki ne yediğimiz bedenimizi etkiliyorsa ne dinlediğimiz de ruhumuzu, sinir sistemimizi ve ilişkilerimizi etkiler. Sürekli yüksek, sert, uyumsuz seslere maruz kalan bir beden yorulur. Sürekli gürültü içinde kalan bir zihin, dinlenmeyi unutur. Sürekli yanlış tonda konuşulan ilişkiler, zamanla kırılır.”

 

“Beynin dinlediğimiz ritimlerle senkronize olan doğası, müziği bir eğlence aracı olmaktan çıkarır, aynı zamanda bizi regüle eder, dengeler ya da hizalar.”

 

“… kulak, en dürüst gezginin en keskin pusulasıdır.”

 

“Müzik listeleri, birer otobiyografidir. Belki sözcüklerle anlatmakta zorlanılan bir duyguyu, bir şarkı kelimeleri kullanmadan dile getirir. Çünkü müzik, insanın iç dünyasını başkasının sesiyle seslendirir.”


MÜRŞİDİM DOĞA

 












KÜNYE

Kitap Adı: Mürşidim Doğa: Doğa-İnsan-Tefekkür

Yazarı: Nazım Tanrıkulu

Basım: Doğan Yayınları– 1.Basım- 2026

Sayfa: 269

Tür: Kişisel Gelişim


İNCELEME:

Mürşidim Doğa / Nazım Tanrıkulu

Doğanın Sessiz Öğretmenliğinde İnsanın Kendini Arayışı

Tıbbi ve aromatik bitkiler üzerine çalışan yazar bu kitabında okuyucuyu doğaya doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Doğadan ve bitki dünyasından derin bilgiler paylaşıyor. Bunu da hem Anadolu irfanının bütüncül bilgeliğinden hem de modern bitki biliminin çoklu perspektifinden (fitokimya, etnobotanik, farmokognozi, ekoloji vb.) yararlanarak yapıyor. Kitabı 2 ana bölümde inceleyebiliriz.

İlk ana bölümde yazar 4 alt bölümde doğa ile etkileşimimizi şu temalar doğrultusunda irdelemiş:

-       Birinci Eşik: Ayrılış; kendimizi yeniden keşif, egomuzdan sıyrılış, doğayla aramıza çizdiğimiz sınırlardan sıyrılmak,

-          İkinci Eşik: Dikkat; tek değil bir olduğumuzu, ayrı değil bütün olduğumuzu fark etmek,

-          Üçüncü Eşik: Geçiş; bu bilgelikle dönüşmek, doğanın ve bütünlüğün bilgisine erişmek,

-          Dördüncü Eşik: Dönüş; öze dönüş, doğayla bütünleşmek, kadim bilgeliği sindirmek.

2.ana bölüm ise tıbbi ve aromatik bitkileri, bitkilerin ağzından anlatıyor. Her bitkinin temsili çizimi, terminolojideki latince adı, mitolojik hikayesi, görsel betimlemesi, içerdiği etken maddeleri, tohum-kök-yaprak-çiçek gibi bölümlerinin ayrı ayrı sunduğu şifa ya da dikkat edilmesi gereken hususlar bir rehber gibi sunulmuş. Ve bu bölüm sonunda özellikle şöyle vurgulamış yazar:

“Doğal olanın her zaman masum olmadığını, şifa ile zehir arasındaki çizginin hem dozda hem de ehil ellerde olduğunu unutmayın.”

Bir biyolog olarak keyifle okudum. Tavsiye ederim. Yazarın selamı ile de bitireyim:

“Kalbini dünyayla doldurmayanlara, doğayı dışarıda görmeyip kendiyle her şeyle bir görüp, görüntüyü örüntüyle görebilenlere, mürşidi doğa olanlara selam olsun.”

Dipnot: Normalde yazarın başka yazarlardan alıntılarını tercihen paylaşmam ama etkilendiğim için ‘Lakota Duası’nı alıntılar kısmının sonunda ayrıca paylaşmak istiyorum.

 

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“İnsan evladı çıktı da meydana, sahibi sanıverdi olanı, aldandı. Kendinin de yabandan geldiğini unutup önce gelmiş olanı yabana attı, sofrası yavanlaştı. Açtığı her boşluk yüreğinde başka bir boşlukla doldu. Ne koyduysa dolduramadı. Gözü kalbinden ayrıldı, baktığını göremez oldu. Görmek için uzaklara giderken yakınına yabancılaştı, ömrü talan oldu. Kendinden olmayanı kendine benzetmek istedi benzemeyene yaşam hakkı tanımadı. İşine yaramayanı düşman bildi avı icat etti. Dünya barış ve esenlik yurdu olmaktan uzaklaştı, insan tüm canların ahını aldı, iki yakası bir araya gelmedi. Her canlı insandan ırak kalabildiği kadar kendi olabildi.”

 

“İmar sınırları çizilebilir fakat yaşamın sınırları çizgiyle belirlenmez. Zeytin ağacının gövdesindeki oyukta barınan böcekten çalıların arasındaki kuşa, toprağın altındaki mantardan kayanın çatlağındaki bitkiye kadar hepimiz aynı bütünün parçalarıyız. Gerçek özen, mekanı yalnızca insan için değil, tüm canlı ailesi için tasarlayabildiğimizde başlar çünkü hiçbir huzurlu yuva, başka bir yuvanın acısı üzerine kurulamaz.”

 

“Doğayı mürşit bilene doğa, hakikatin sessiz öğretmeni gibi yol gösterir. Bir yaprakta, bir damla suda, bin yıllık zeytin ağacının sabrında saklı olan hikmet, bakmayı bilen için ayan olur.”

 

“Günler su olur akardı insan bakar geçerdi… Yazgımızsa bir gülün kokusu kadardı; kokar coşar, sonra solardı…”

 

“Hiçlik bilinci, önce insanın kendi içindeki ayrılık duygusunu fark etmesiyle başlar. Kendini diğerinden, doğadan, bütünden ayrı sanan bakış çözülmeye başladığında yerini bağ kuran, anlayan ve şefkatle yaklaşan bir idrak alır. Hiçlik bilinci birliğe uyanıştır…”

 

“Şifa, insanın doğanın titreşimiyle aynı tınıya ulaşmasıdır.”

 

“Belki de gerçek zenginlik budur: Doğanın sunduğuna razı olabilmek. Nitekim insan çoğu zaman zanda ve hüsrandadır; sandığı ve andığı şeyle sınanır.”

 


-Lakota Duası-

Ey yüce ruh; esen rüzgârda duyduğum ses senin sesindir ve bütün dünyaya hayat veren senin nefesindir. Senden sonra geldim; senin çocuklarından biriyim. Ben küçük ve güçsüzüm. Senin gücüne ve bilgeliğine ihtiyacım var. Güzellikler içinde yürümeme izin ver ve gözlerim kırmızıyı, mor günbatımını ayırt edebilsin. Ellerim, var ettiklerine saygı göstersin; kulaklarım sesini duyacak kadar keskin olsun. Beni öyle bilge kıl ki her bir yaprağın ve her bir taşın ardına gizlediğin dersleri anlayabileyim. Bana güç ver; kardeşlerimden üstün olmak için değil, en büyük düşmanım olan kendimle savaşabilmek için. Yaşam bir günbatımı gibi solmaya başladığında temiz eller ve korkusuz gözlerle sana gelmeye daima hazır olayım. Öyle ki, ruhum sana saf ve lekesiz varabilsin.

 


14 Haziran 2026 Pazar

BİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ ANLATILAN KISA TARİHİ

 











KÜNYE

Kitap Adı: Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi

Yazarı: Ayfer Tunç

Basım: Can Yayınları– 31.Basım- 2024

Sayfa: 536

Tür: Roman


İNCELEME:

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi / Ayfer Tunç

“Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü... Karıcım, delirmiş bunlar!..”

Ayfer Tunç’tan okuduğum ilk kitaptı ve itiraf edeyim; oldukça farklı bir okuma deneyimi oldu benim için. Bir ucu 19.yy’da bir ucu günümüzde geçen, oldukça kalabalık ve gürültülü bir roman okudum. 300ün üzerinde karakteriyle okuduğum en kalabalık kitaptı. Ayrıca bu kalabalık insan seli üzerinden de hem siyasal hem sosyolojik bir Türkiye panoraması da çiziyor kitap.

Roman Karadeniz’in bir ilinde denize sırtını dönmüş bir Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesini merkeze alıyor. Denize bakan cephesinde bir tane bile pencere olmayan denize küs bu hastaneye eli, ayağı, gözü değmiş, işi düşmüş, düşmemiş ama havasından bir sebep solumuş olan ne kadar insan varsa ve bu insanlara da değen ne kadar insan varsa romanımızın kahramanları onlar. Kurucusu, başhekimi, doktoru, hemşiresi, hademesi, hastası, marangozu, çaycısı, sekreteri, gazetecisi, polisi, fotoğrafçısı, hâkimi… Kimler yok ki! Tam bir karakterin hikayesini bitiriyoruz derken başka bir karakterin öyküsüne bağlanıyoruz. Ve özellikle akıllı geçinenleri irdeledikçe, kim akıllı kim deli diye sorarken buluyoruz kendimizi.

Okurken başta kişi listesi çıkarıyordum ki 30ları bulunca vazgeçtim. Yazarımız incelikli düşünüp kitabın arkasına kişi, nesne ve olaylar için dizin koymayı ihmal etmediğinden hiç liste tutmaya girişmeyin. Zaten bir şekilde kimin kim olduğunu anlatıdan hatırlıyorsunuz. Ancak anlatıdan kopmamak için kitabı okurken ara vermeyin veya araya kitap sokmayın. Bu da bu kitap için kritik önerimiz olsun.

Karakter cümbüşü gözünüzü korkutmasın, oldukça eğlenceli bir dille anlatılıyor hikayeler. Roman bir solukta anlatılmış, yani bölüm, ara yok. Ki ben sık duraklar bulmayı severim, yekpare bir 500 sayfa biraz evham yarattı bende. Bir ara nereye varacak bu anlatının sonu diye endişe etmedim değil ama okuduğuma memnunum. 300 küsur karakteri bu denli başarıyla bağlamak, hepsini hissettirmek büyük bir ustalık. Tavsiye ederim.

 


KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“Yaş ilerleyince anlıyordu insan. Mutluluk öyle gökten zembille inmiyor, itina istiyordu.”

 

"Kapıldığı yaşlanma korkusunun nedeni, yarın başlayacağım, yakında yapacağım, daha zaman var, bugün, yarın... diye diye ertelediği şeylerin hiçbirini yapmamış, hayallerinin birçoğu için zamanın geçmiş olduğunu, sanki zihninde bir şimşek çakmış gibi birdenbire ve kesinlikle anladığı halde, inkâr etmiş olmasıydı."