KÜNYE
Kitap Adı:
Kornelyus’un Ezgisi
Yazarı: Nedret
Kılıç
Basım: Nemesis
Kitap– 1.Basım- 2020
Sayfa: 455
Tür: Roman
İNCELEME:
Kornelyus’un
Ezgisi / Nedret Kılıç
“Yaşam
denen kepazeliğin sırrını arayanlaradır hikayelerim.” Kornelyus
Nedret
Kılıç’ın Kornelyus’un Ezgisi ile başlayan üç kitaplık serisini kitap dostumun
önerisi üzerine aldım ve ilk kitap ile başladım. Son zamanlarda okuduğum en
ilginç kitaplardan biri oldu. Karakter fazlalığı, anlatılanların karmaşıklığı
bir taraftan ‘ben ne okuyorum’ duygusunu hissettirirken bir yandan da bir bilgi
denizine düşmüş hissetmemle beni kendine gittikçe bağlayan bir kitap oldu.
Kitap yarım bırakma huyum olmaması bu sefer bana 'iyi ki' dedirtti.
1870’lerden
2040’a uzanan 170 yıllık bir serüven; İran, Türkiye, Hindistan, İtalya, Amerika
Birleşik Devletleri, Ukrayna ve Yunanistan gibi 7 ülke ayağında, 12 ana hikayeden
oluşuyor. Şiirsel bir uslup ile yine şiir ve şarkı sözleri ile destekleyerek
anlatıyor yazar hikayeyi. Kronolojik bir anlatım yok. Gelecek ve geçmiş
arasında sürekli dolaşıyoruz. İran’lı Mazandarani’lerin 6 kuşak soyunun
etrafında şekillenen bu kurgu içinde çok derin konuları irdeliyoruz.
Zerdüştilik, felsefe, inanç, bilim, tarih, politika, derin devlet, uluslararası
organize suç çeteleri, uyuşturucu kaçakçılığı, saykodelik madde (ayahuasca,
DMT) deneyimleri, fetişizm, ölüm, bilinç, uzay-zaman-kuantum ve çok daha
fazlası. Evrensel Bilinç ne? Ben dediğin ne? Varlık ne, hiçlik ne? Özgür irade
var mı? İyi ne, kötü ne? …gibi varoluşsal sorgulamalarla derin bir anlatım sunuyor.
“Gözlerim
miydi gören, parmaklarım mıydı yazan?
Peki
kimdi konuşan, neydi söyleten? ‘Ben neyim, ben?’
Yağmıştı
gökyüzü yüzüme; Bir ‘Şey' sonsuzsa o ‘Şey' dışında bir ‘Şey' olma ihtimalin
yok. Ben senim, ben!"
Tüm
bu farklı karakterler ve zaman geçişleri arasında okuduğumuz hikayeler kitap
sonunda birbirine bağlanıyor. Ancak yazar kitabın sonunda bile sizi düşünmeye
ve araştırmaya sevk ediyor. Bir-iki günde okunacak bir kitap değil. Ve dingin
bir zihinle sakince okunması gereken kitaplardan. Kendine has bir ritmi, bir
ezgisi var. Üzerine hücum edecek bilgi selinden ürkmeyen okurlara tavsiyedir. Ben
serinin 2.kitabı Şedaraban ile devam edeceğim.
KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:
“İnsan;
edinmek, biriktirmek, korumak ve tüketmek üzere programlı her kültürde.
Edinirken endişe duymak, edindiğini yitirmemek için korkuya boğulmak var bir
tarafta. Diğer taraftaysa hep daha iyisine ve fazlasına sahip olmak arzusu. Bu
arzular kaçınılmaz olarak tatminsizliği, üzüntüyü yüklüyor duygu merkezine.
Arzun ne olursa olsun, gerçekleştiği anda mutluluk diye kavramsallaştırılan
kısa süreli bir durum ortaya çıkıyor. Sonrasında ise o durumun muhafaza
edilmesi ve kaybedilmemesi düşüncesi beliriyor. Bu bitmeyen döngüde mutluluk
hali yitirildiği an yeni bir arzu ve çaba yaratıyorsun yeniden mutluluk haline
çıkabilmek için. Tekrarlanıyor döngü; endişe, korku, mutluluk ve acı diye. Bunu
kastetmiştim, mayın tarlasından patlamadan çıkman imkânsız uçmayı öğrenmelisin,
dediğimde. Anlıyor musun?”
“Kornelyus-
Siyahın nesi var
Grace-
Yok bir şeyi. En güzel renktir, hiçliğin rengi. Daha doğrusu hiçliğe en yakın
tarifin rengi, yokluğun rengi.
Kornelyus-
Sen hiçlik hakkında ne biliyorsun. Sen hiç, hiç oldun mu?”
“Neden ve
nasıl soruları değil mi yaşam tecrübesini mutluluk içinde geçirmemize engel
olan?”
“Siyahtan
çıktı beyaz ve sonu hep siyahtır kaçınılmaz. Bana siyaha dönmeyecek bir şey
söyleyin dediğimde “Güneş” diyor aptallar, işte bu kadarlar.”
“Olanlar o
âna kadar tüm gelişmeleri izleyen “kukla oynatıcılarının” elbette hoşuna
gitmemiş, savaş başlatmışlardı. Eroin, kokain ve diğer sentetik
uyuşturuculardan ölen, soru sormadan koşulsuz itaat eden, sadece televizyon
seyreden ve dört senede bir her şartta kendilerine oy atan koyunlar istiyordu
yönetenler. Öldürdüğü kesin olan sigara ve alkol çocuklara satılırken, ot
içenler hapisle cezalandırılıyordu. Öğretilenler dışında bir “gerçeklik fazına”
dokunulması ve bunun kitleler halinde yapılması önlenmeliydi. Uyanmaya başlamış
bu kuşak, savaş ekonomisi ve sömürü üzerine olan “Dünya Finans Sistemini” daha
beter tehdit etmeye başlamadan bir çözüm üretmek şarttı.”
“Batılılar
gerçek anlamını bilmeden kullandıkları "Nirvana" kavramını, bir
kişinin erişeceği mertebe olarak algılıyorum. Oysa Nirvana "yok oluş"
demekti. Bedenin içinde "var olduğu" düşünülen kişi, beden yaşarken
yok oluyordu. Bir düşüncenin yok oluşuydu "Nirvana".”
“İnsan
sadece konuşarak veya hareketleriyle iletişim kurmaz, düşünceler de
algılanabilir eğer yeterli derecede istekliyse algılayan.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder