31 Mart 2026 Salı

KORNELYUS'UN EZGİSİ

 












KÜNYE

Kitap Adı: Kornelyus’un Ezgisi

Yazarı: Nedret Kılıç

Basım: Nemesis Kitap– 1.Basım- 2020

Sayfa: 455

Tür: Roman


İNCELEME:

Kornelyus’un Ezgisi / Nedret Kılıç

“Yaşam denen kepazeliğin sırrını arayanlaradır hikayelerim.” Kornelyus

Nedret Kılıç’ın Kornelyus’un Ezgisi ile başlayan üç kitaplık serisini kitap dostumun önerisi üzerine aldım ve ilk kitap ile başladım. Son zamanlarda okuduğum en ilginç kitaplardan biri oldu. Karakter fazlalığı, anlatılanların karmaşıklığı bir taraftan ‘ben ne okuyorum’ duygusunu hissettirirken bir yandan da bir bilgi denizine düşmüş hissetmemle beni kendine gittikçe bağlayan bir kitap oldu. Kitap yarım bırakma huyum olmaması bu sefer bana 'iyi ki' dedirtti.

1870’lerden 2040’a uzanan 170 yıllık bir serüven; İran, Türkiye, Hindistan, İtalya, Amerika Birleşik Devletleri, Ukrayna ve Yunanistan gibi 7 ülke ayağında, 12 ana hikayeden oluşuyor. Şiirsel bir uslup ile yine şiir ve şarkı sözleri ile destekleyerek anlatıyor yazar hikayeyi. Kronolojik bir anlatım yok. Gelecek ve geçmiş arasında sürekli dolaşıyoruz. İran’lı Mazandarani’lerin 6 kuşak soyunun etrafında şekillenen bu kurgu içinde çok derin konuları irdeliyoruz. Zerdüştilik, felsefe, inanç, bilim, tarih, politika, derin devlet, uluslararası organize suç çeteleri, uyuşturucu kaçakçılığı, saykodelik madde (ayahuasca, DMT) deneyimleri, fetişizm, ölüm, bilinç, uzay-zaman-kuantum ve çok daha fazlası. Evrensel Bilinç ne? Ben dediğin ne? Varlık ne, hiçlik ne? Özgür irade var mı? İyi ne, kötü ne? …gibi varoluşsal sorgulamalarla derin bir anlatım sunuyor.

“Gözlerim miydi gören, parmaklarım mıydı yazan?

Peki kimdi konuşan, neydi söyleten? ‘Ben neyim, ben?’

Yağmıştı gökyüzü yüzüme; Bir ‘Şey' sonsuzsa o ‘Şey' dışında bir ‘Şey' olma ihtimalin yok. Ben senim, ben!"

Tüm bu farklı karakterler ve zaman geçişleri arasında okuduğumuz hikayeler kitap sonunda birbirine bağlanıyor. Ancak yazar kitabın sonunda bile sizi düşünmeye ve araştırmaya sevk ediyor. Bir-iki günde okunacak bir kitap değil. Ve dingin bir zihinle sakince okunması gereken kitaplardan. Kendine has bir ritmi, bir ezgisi var. Üzerine hücum edecek bilgi selinden ürkmeyen okurlara tavsiyedir. Ben serinin 2.kitabı Şedaraban ile devam edeceğim.

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“İnsan; edinmek, biriktirmek, korumak ve tüketmek üzere programlı her kültürde. Edinirken endişe duymak, edindiğini yitirmemek için korkuya boğulmak var bir tarafta. Diğer taraftaysa hep daha iyisine ve fazlasına sahip olmak arzusu. Bu arzular kaçınılmaz olarak tatminsizliği, üzüntüyü yüklüyor duygu merkezine. Arzun ne olursa olsun, gerçekleştiği anda mutluluk diye kavramsallaştırılan kısa süreli bir durum ortaya çıkıyor. Sonrasında ise o durumun muhafaza edilmesi ve kaybedilmemesi düşüncesi beliriyor. Bu bitmeyen döngüde mutluluk hali yitirildiği an yeni bir arzu ve çaba yaratıyorsun yeniden mutluluk haline çıkabilmek için. Tekrarlanıyor döngü; endişe, korku, mutluluk ve acı diye. Bunu kastetmiştim, mayın tarlasından patlamadan çıkman imkânsız uçmayı öğrenmelisin, dediğimde. Anlıyor musun?”

 

“Kornelyus- Siyahın nesi var

Grace- Yok bir şeyi. En güzel renktir, hiçliğin rengi. Daha doğrusu hiçliğe en yakın tarifin rengi, yokluğun rengi.

Kornelyus- Sen hiçlik hakkında ne biliyorsun. Sen hiç, hiç oldun mu?”

 

“Neden ve nasıl soruları değil mi yaşam tecrübesini mutluluk içinde geçirmemize engel olan?”

 

“Siyahtan çıktı beyaz ve sonu hep siyahtır kaçınılmaz. Bana siyaha dönmeyecek bir şey söyleyin dediğimde “Güneş” diyor aptallar, işte bu kadarlar.”

 

“Olanlar o âna kadar tüm gelişmeleri izleyen “kukla oynatıcılarının” elbette hoşuna gitmemiş, savaş başlatmışlardı. Eroin, kokain ve diğer sentetik uyuşturuculardan ölen, soru sormadan koşulsuz itaat eden, sadece televizyon seyreden ve dört senede bir her şartta kendilerine oy atan koyunlar istiyordu yönetenler. Öldürdüğü kesin olan sigara ve alkol çocuklara satılırken, ot içenler hapisle cezalandırılıyordu. Öğretilenler dışında bir “gerçeklik fazına” dokunulması ve bunun kitleler halinde yapılması önlenmeliydi. Uyanmaya başlamış bu kuşak, savaş ekonomisi ve sömürü üzerine olan “Dünya Finans Sistemini” daha beter tehdit etmeye başlamadan bir çözüm üretmek şarttı.”

 

“Batılılar gerçek anlamını bilmeden kullandıkları "Nirvana" kavramını, bir kişinin erişeceği mertebe olarak algılıyorum. Oysa Nirvana "yok oluş" demekti. Bedenin içinde "var olduğu" düşünülen kişi, beden yaşarken yok oluyordu. Bir düşüncenin yok oluşuydu "Nirvana".”

 

“İnsan sadece konuşarak veya hareketleriyle iletişim kurmaz, düşünceler de algılanabilir eğer yeterli derecede istekliyse algılayan.”


24 Mart 2026 Salı

KÜN

 











KÜNYE

Kitap Adı: Kün

Yazarı: Sezgin Kaymaz

Basım: İletişim Yayınları– 6.Basım- 2023

Sayfa: 479

Tür: Roman


İNCELEME:

Kün / Sezgin Kaymaz

Yazarın kalemine Düz Dünyacılar ile hayran olmuştum. Kün ise okurken ‘Bir insan bu hikayeleri nasıl kurgular, nasıl böyle birbirine bağlar?’ dedirtti. Hem güldüren hem hüzünlendiren bir yandan düşündüren, biraz tasavvufa yaslanan bir kalem Sezgin Kaymaz.

“Ol, yani ‘Kün’… Neleri neleri olduran bir roman, Kün.” Fantastik öğelerle gerçek hayatın yine iç içe geçtiği bir roman.

Tam ölememiş ölülerin, yaşayamamış dirilerin, Konya ağzıyla konuşan köpeklerin, dayak yemekten dayağın ustası olmuş el kadar bir oğlanın, işportacı müezzinin, vicdanlı cami imamının, merhametli ateistin, şerefsizlerle iyilerin mücadelesinin romanı Kün. Kader, inanç, rüyalar, sorgulamalar…

Ailesinin yok saydığı, şiddete alışmış Ömer, ölüleri duyup konuşabilen köpek Çeto, Ömer’e sahip çıkan cami imamı Muzaffer Hoca, Ömer’i himayesine alan ateist Hüdai Ağa, vicdanlı komiser Menderes. Gördüğü rüyayı yanlış yorumlayıp bir mezarlığı rant alanına çeviren muhtar Hacı Nacı Kalaycı, mezarlığın eski sakin-yeni deli ölüleri ve bu şaşkın yerinden edilmiş ölülerin araftan kurtulma mücadelesi.

Roman insanların ne kadar kötü olabileceğinin, yozlaşmanın, çürümenin, iki yüzlülüğün sınırı olmadığının ve türlü maskeler altına sığındığının altını çizerken diğer taraftan sevginin, şefkatin, merhametin ve iyiliğin de hep yamacında var olduğunu ve dönüştürücü etkisini vurguluyor.

İlk bölümler biraz yorabilir, ne okuyorum ben dedirtebilir, lütfen sabredin, önünüze derya deniz bir kurgu açılacak. Kitap çokça karakterin, parça parça hikayelerin sonradan başarıyla birleştirilmesiyle oluşuyor. Yöresel ağız yanında argo ve küfür yoğun kullanılsa da kurgu gereği rahatsız etmiyor. Muzaffer Hoca ile Hüdai Ağa’nın inanç-inançsızlık eksenindeki sohbetleri oldukça ilgi çekiciydi. Ömer ve Çeto ikilisini ise unutmayacağım. Kitabın sonunda gözyaşıma hakim olamadım. Yine çok etkileyici bir kurgu okudum, tavsiye ederim.

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“Mekânı yoktu ölünün, ama gömüldüğü mezar aracılığıyla kâinatla bağı vardı. Bu yüzden çok kıymetliydi mezar denen şey(…)Yeniden doğuşun rahmiydi mezar(…)Ölünün, sonsuza kadar yaşamak üzere diriltileceği zamanı huzur içinde bekleyebilmesinin tek yolu kabrin emniyetiydi. Ölünün huzuru kaçarsa kâinatın huzuru kaçardı. Mezarlıklara dokunmayacaktın. Dokunursan, ölüler ne yapacaklarımı bilemezdi. Onların bilemediği şeyi diriler hiç bilemezdi.”

 

"Ölüm, 'Yaşıyorum' iddiasında olan kısacık dünya uykusundaki insanoğlunun bilmediği, bu tarafa geçmedikçe de bilemeyeceği upuzun bir yaşama şekliydi mesela... Ölüm, ölüm değildi. Eskimiş beden elbisesini çıkarıp attığın, sonsuz hayatın alıştırmasını yaptığın upuzun bir uyanıklık dönemiydi.”

 

“Allah Allah'sa eğer, hayırsız işi olmazdı. Allah'sa Allah, şerri merri de olmazdı. Bu laf Kitap'ta geçiyorduysa bile anlayan yanlış anlamış, o lafla bu maksadın hasıl olmayacağını aklı almamış olmalıydı.”

 

“İmkânsız imkansızdır. Mucize ise mucize. İkisinin arasında dağlar kadar fark var."

 

“Adalet var mıydı bu dünyada? Acaba Allah ara sıra dönüp 'Kullarım ne yapıyor bakalım?' diyor muydu? 'Onları attım oraya; ben olmazsam yollarını şaşırırlar. Bir çeki düzen vereyim.' falan? Allah var mıydı?”

 

“Kader, Zül Celâl in; ‘Böyle yazdım böyle yapacaksın' dediği şey değildi. 'Senin ne yapacağını biliyorum. Aha da şuraya yazdım' dediği şeydi. (…) Bir şeyi fazlacana arzu etmek mânâsız, hâttâ komikti. Hâttâ hâttâ bırak fazlacana arzu etmeyi, bir şeyi azıncık istemek daha komikti. Neyi ne kadar isteyeceğin de yazılıydı Levh-i Mahfuz' da çünkü, neyi ne kadar elde edeceğin de. Gerisi hikâyeydi...”

 

“Susuzluk, belki de senin canın su çekti diye değil, suyun canı sen çekti diye gelip yapışıyordu gırtlağına. Suya kavuş diye susatmıyordu Allah seni, su sana kavuşsun diye susatıyordu belki de.”

 

“Kâfur mu kokuyordum ben?

Evet, kâfur kokuyordum.

İlaveten nem, amber ve öd ağacı.

Ölü müydüm diri mi?

Ölü neydi?

Diri ne?”

 

BİOMORTEM

 











KÜNYE

Kitap Adı: Biomortem

Yazarı: Serkan Karaismailoğlu

Basım: Elma Yayınevi– 3.Basım- 2025

Sayfa: 264

Tür: Roman, Bilimkurgu


İNCELEME:

Biomortem / Serkan Karaismailoğlu

Benim gibi yazarın kalemine daha önce aşina olanlar tarzını bilir; anlatı biyoloji ve tıp alanından bilimsel araştırmalar ve akademik bilgilerle bezenerek aktarılır. Ve yazar bunu herkesin anlayacağı üslupla yormadan hatta ilgi çekici şekilde yapar. Biomortem, Glia serisinin ilk kitabı ve yine bilgi dolu bir bilimkurgu okuma fırsatı sunuyor.

Falin 59 yaşında, yazar olma hevesi eşi tarafından kursağında kalmış, sonrasında ise tanıştığı Amakrin sayesinde hem yeniden aşkı hem de hayali olan yazarlığı keşfetmiş bir adam. Kitapları yok satan ve bu sayede maddi güce kavuşan Falin’in kanser nedeniyle son günlerini yaşadığını öğrenmesi üzerine kurgu bambaşka bir yöne evriliyor. Biomortem ise hasta ve maddi güce sahip kişileri dondurup, tıbbi tedavilerin daha geliştiği bir gelecekte çözdürebileceğini garanti eden bir merkez. Biomortem’in sonraki müşterisi Falin oluyor. Peki onu neler bekliyor?

“Oysa biz biliyoruz ki yaşam ile gerçek ölüm arasında uzun mesafeli bir geçiş tüneli var. Burada anahtar kelimemiz tünel. Ne yazık ki insanlar bu geçiş tünelinin de ölüm olarak tanımlıyorlar oysa burası birçok noktasında acil çıkış kapısı barındıran bir ara bölge. Zaten bilimin geliştirdiği her yenilik bu acil çıkış kapılarından bir tanesini daha keşfedip birçok insanın son anda bu tünelden çekip çıkarmayı hedefliyor.”

Yaşam ile ölüm arasında sıkışıp kalmak, valiz-beden metaforu, ilahi bir perdenin gizemi ve büyüsü, arkea-mithe aşkı(endosimbiyoz), toprak-metamorfoz ilişkisi, çürümenin fizyolojisi, kriptobiyoz…

Hem varoluşun hem de yokoluşun hikayesini okuyoruz. Ölüm tam olarak ne zaman gerçekleşir? Tamamen yok oluyor muyuz? Ölümsüzlük gerçekten mümkün mü? Ölüm, yaşam, bilinç, beden, ruh, dönüşüm... Birçok insana ürkütücü gelen ölüme bakış açınızı değiştirecek bir anlatım. Ölümün biyolojisi üzerine bir bilimkurgu. Şimdilik Mater serisi hala favorim olsa da serinin devamını merakla bekliyorum.

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“Öldüğümüzde tüm bedenimiz ve hücrelerimiz yerli yerinde duruyorken bizi terk edip giden şey tam olarak nedir?”

 

“Şu hayatta bizim için en büyük işkence belirsizlik dediğimiz süreçtir. İnanın en kötü senaryo bile uzun süreli belirsizliğin yarattığı hasar kadar beynimize zarar verici değildir. Şimdi soruyorum size, şu hayatımızda ölümden daha belirsiz olan ne var? Sonsuza kadar yok mu olacağız, reenkarnasyonla tekrar dünyaya mı geleceğiz, burada yaptıklarımızın karşılığını cennet ya da cehennem olarak mı göreceğiz?”

 

“Eğer ölümün bir dönüşüm olduğunu kavrayabilirsen o kadar kötü bir şey olmadığını da anlarsın. Nereden biliyorsun belki de beynimizde bilinç olarak var olan o enerji, bedenimiz öldüğünde özgürlüğüne kavuşuyordur. Belki de bedenlerimiz özgürlüğe kavuşmadan önce bir şeyleri öğrenmek zorunda kaldığımız organik hapishanelerimizdir.”

 

“Hücrelerin yaşama tutunma mücadelesi gerçekten de inanılmazdı. Her şey bu kadar canlıyken o zaman ölen şey tam olarak neydi ki? Yoksa insan ruhu dediğimiz şey 30 trilyon canlıyı etrafında tutabilen bir enerji formu muydu? Tıpkı gece küçük sinekleri etrafında toplayan ışık gibi ruh da hücreleri bir araya getiren bir melodi miydi?... Tüm hücreler canlıyken bir ruh neden bedeni terk ederdi?”

 

“Denklem çok nettir. Kelebeğin uçması için tırtıl gömülmek zorundadır. İşte yaşam ve ölüm arasındaki asıl ilişki metamorfoz fikrinin içinde gizli. Buradaki dönüşümü anlamak için insanın etrafındaki kozayı keşfetmek lazım. Bu kozanın adı toprak (...) Çünkü toprak, yaşamla ölüm arasındaki metamorfozun gerçekleştiği en ideal alandır.”

 

“Hücrelerimiz ve vücudumuzdaki mikroorganizmalarla beraber trilyonlarca canlının bir arada yaşadığı ortak bir yaşam formuyuz. Öyle ki hem devasa bir mezarlık hem de yaşamın sürekli yeşerdiği inanılmaz bir ormanız.”

 

“Evren parçaların sürekli dağıtılıp bir araya getirildiği müthiş bir yapbozdu. Üstelik her defasında ortaya mükemmel bir sonuç çıkıyordu. İşte yaşam bu nedenle çok kıymetliydi.”


1 Mart 2026 Pazar

KEDİ PSİKOLOJİSİ

 












KÜNYE:

Kitabın Adı: Kedi Psikolojisi

Kitabın Yazarı: Dr. Claude Beata

Yayınevi ve Basım: Doğan Kitap- 1.Baskı- 2026

Sayfa Sayısı: 240

Türü: Araştırma-İnceleme


İNCELEME:

Kedi Psikolojisi / Claude Beata

Dört Ayaklı Dostlarımız Bize Ne Anlatmak İstiyor?

Dr.Claude Beata hem veteriner hem de hayvan davranışları uzmanı bir psikiyatrist. Son araştırmalar ve kendi klinik deneyimleri çerçevesinde kedilerin gizemli dünyasına bir pencere aralıyor. Dünyayı kedilerimizin gözünden, onun beyninden, onun duygularıyla ve bilişsel yapısıyla algılamamıza yardımcı oluyor. Kedilerle birlikte yaşayan insanların zihnini kurcalayan birçok soruya cevap veriyor.

Kediler evcil avcılar mıdır? Avcılık iç güdülerinin tatmini neden bu kadar önemli?

Kediler insanı gerçekten tedavi edebilir mi? Şifa özellikleri nereden geliyor?

Kediniz sadece keyifsiz mi yoksa depresyonda olabilir mi? Depresyon sadece insanlara özgü mü?

Sizi ısırmasının özel bir nedeni olabilir mi?

Can acıtan ya da korkutucu eylemlere başvurmadan -cezalandırmadan- saldırıları önlemenin bir yolu var mı?

Kedilerin dengeli yaşamında temel bir unsur olan yaşam alanı uygunluğunu sağlamanın yolları nelerdir?

Kediler için sağlıklı bir ortamın beş temel ilkesi nedir?

Kedilerle kurulan etkileşimler kedi için büyük keyif kaynağı olabileceği gibi büyük stres kaynağı da olabilir. Öyleyse ilişkilerimizi keyfe nasıl çeviririz?

Kedilerde görülebilecek psikolojik rahatsızlıklar ve çözüm yolları nelerdir?

Kediniz neden bir anda kum kabı dışına tuvalet yapmaya başlamış olabilir? Kedilerin dengesini bozan sebepler nelerdir?

Tedavide özerklik (tedavinin bireyce kabulü) söz konusu ise kedilerde kısırlaştırma, ileri tedaviler, ötenazi gibi durumlarda etik yaklaşım ile kararı kim verecek?

Kedilerde bilinç var mı? Bilincin 6 kriteri (hafıza-duyumsama-dil-üstbiliş-zihin kuramı-özfarkındalık) kedilerde nasıl izleniyor?


Dışarıya erişimi olmadan yaşamak kedilerde davranış bozukluğuna yol açar mı?

“Elbette içeride yaşayan kedinin tüm ihtiyaçlarını karşıladığından emin olmak gerekir: üç boyutu keşfetme olanağı, avcılık davranışı sergileyebileceği oyunlar; zengin ve iyi organize edilmiş izolasyon, beslenme, aktivite ve etkileşim alanlarına sahip bir biyotop oluşturma…Tüm bunları sağladıktan sonra yaşam koşullarını ayıplamanın hiçbir gerekçesi kalmaz.”

Bu cevaptaki tüm unsurları ve yukarda belirttiğim soruları tek tek irdeliyor, kedilerin doğası, gereksinimleri, fiziksel ve ruhsal sağlıkları, tedavi yolları, kedi ebeveynlerinin dikkat etmesi gerekenler konusunda ufuk açıcı bir rehber sunuyor. Evinde ya da dışarıda kedilerle ilgilenen tüm patiseverlerin okumasını isteyeceğim bir kaynak. Şiddetle tavsiyedir.

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“…Bu bize yırtıcılığın çok farklı faktörlerden kaynaklanabileceğini (hiperaktivite gibi bir gelişim bozukluğu, olumsuz çevre koşulları veya bir ruh durumu bozukluğu) ve bir belirtiyi değil, bireyi bütünüyle tedavi etmenin ne kadar önemli olduğunu gösterir.”

 

“Bir kedinin gerçek veya sahte bir avcılık faaliyeti gerçekleştirmesi refahı ve yaşam kalitesi için çok önemli bir unsurdur.”

 

“Yeterli uyarımı sağlamayan bir ortamın söz konusu olduğu çoğu durumda temizlik durumu ve saldırganlık gibi istenmeyen davranışların eşlik ettiği üretken bir kaygı hali veya barınak kedilerinde gördüğümüze benzer bir tutukluk veya depresif kaygı hali teşhis ederiz.”

 

“Kedi cezalandırıldığı anda ilişki bozulmaya, kötüleşmeye başlar ve saldırıların şiddeti giderek artar. Aradaki bağ gerilir. (…) Bir kedinin canını acıtırsanız veya bir kereliğine onu çok korkutacak bir şey yaparsanız ilişkinizi sonsuza dek mahvedebilirsiniz. Bu nedenle cezalandırmadan yasak koymak gerekir.”

 

“Fiziksel ceza kedilerde asla işe yaramaz! Bu, davranış bozukluklarını hiçbir zaman düzeltmez ve kaygı durumlarını daha da kötüleştirir.”

 

“Kediler için ilişki bir zorunluluk olmadığından dayatılan veya rahatsız edici bir ilişki söz konusu olduğunda bu, istenmeyen davranışların veya patolojik durumların göz ardı edilemez kaynağıdır… Asli ihtiyaçların dışında kaldıkları için etkileşimler iyi hazırlanmış, öngörülebilir ve har zaman olumlu olmalıdır.

 

“Kediler bizimle aynı duyusal dünyada yaşamaz.”

 

“Size bir sır vereyim: Kediler her zaman kostümlerinin iç cebinde nahoş olayları kaydettikleri bir kırmızı defter taşır. Defterdeki notların can sıkıcı bir özelliği vardır, o da hiçbir zaman silinmemesidir.”

 

“Bir acı, bir zayıflık hissi, ölçüsüz bir korku ile tüm bu hassas denge bozulabilir; yaşam karmaşık hale gelebilir. Kediler mutlu bir yaşamın ne kadar hassas olduğunu ve tüm dikkatimizi hak ettiğini hatırlatıyor.”

 

“Tıbbın diğer alanlarında olduğu gibi davranış tıbbında da amaç her zaman iyileştirmek değildir ve refaha ulaşmak her zaman mümkün olmaz. Böyle durumlarda yaşam kalitesini arttırmak ve güzel ilişkileri sürdürmek için çalışırız. Bizler ilişki bekçileriyiz.”