5 Nisan 2026 Pazar

ŞEDARABAN

 











KÜNYE

Kitap Adı: Şedaraban

Yazarı: Nedret Kılıç

Basım: Nemesis Kitap – 1.Basım- 2021

Sayfa: 325

Tür: Roman


İNCELEME:

Şedaraban / Nedret Kılıç

Yazarın üçleme olarak sunduğu serinin 2.kitabı Şedaraban. Her ne kadar yazar bu iki kitap arasında okuma sırasının fark etmeyeceğini belirtse de iki kitapta da birbirine bağlı karakterlerin öncesini anlamak adına önce Kornelyus’un Ezgisi okunmalı. İlk kitapta detaylandırılan soy ağacının diğer ucundaki karakterleri açıyor yazar bu kitapta. Ve aslında çok uzak soy ilişkilerindeki insanların nasıl hayatta birbirlerine bir şekilde dokunduklarını da okuyoruz. Biraz ‘Hepimiz bu hayatta görünmez iplerle birbirimize bağlıyız’ sözünü hatırlattı bu kitap bana. Aslında zaten “hepimiz bir noktada ‘Bir’ değil miyiz?” vurgusu da yapılmakta.

Şedaraban ismi Türk musikisinde bir makam aslında ve Tanburi Cemil Bey ve onun ‘Şedaraban Saz Semaisi’ sıklıkla anılıyor kurgu içinde. Ben de bu vesileyle dinlemiş oldum.

Yine Türk siyasi tarihine, organize suç çetelerine, uyuşturucu kaçakçılığına, altının uluslararası transferine, istihbarat servislerine, felsefeye, deliliğe dokunmuş kitap. Ancak bu sefer odağında bir yasak aşktan filizleniyor. Felsefi sorgulamaları da bu hikaye üzerinden okuyoruz. Seçimler ve sonuçlar…

Odtü’de felsefe hocası olan, Amerikalı Lindsey ile İktisat öğrencisi Anton’un yasaklara meydan okuyan aşkı… Lindsey’in eli kanlı polis kocası Chris’in durumu öğrenmesi üzerine kaçacakları yer kalmıyor. Tek yolları ölüm. Sınır tanımayan aşkları ile birlikte ölmek mümkün mü? Peşpeşe iki intihar. Ancak neden asla anlattığımız durum değil. Şok edici bir son. Uzun zamandır ağzımı açık bırakan, ‘Hadi ama canımmm!!’ dedirten bir son okumamıştım. Ayrı ayrı açılan karakter hikayelerinden bazıları gerçekten çok dokunaklı olması yanında beni en çok etkileyen, gözlerimi yaşartan hikaye Peppi’nin hata-sonuç-bedel denklemindeki acıklı hikayesi oldu. Bir de gözlerine baktığı insanın sırlarını gören Nora. Unutmayacağım.

İlk kitaba göre çok daha akıcıydı. Son 50 sayfa hele koptu gitti. Tüm o felsefi derinlik bir tarafa okuduğum o vurucu sonun tatmini için bile okunacak bir kitaptı. Kitabı edinenler asla önceden son 3 sayfayı kurcalamayın. Yazarın ‘Serinin her şeyi’ diye tanımladığı, tüm anlatılanların neden anlatıldığı, her şeyin su yüzüne çıkacağı son kitap olan Dokunulmaz ile devam edeceğim.

 

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“Bazı olmayışlar ağırdır, şahidim.”


"Olana dek geçirdiğimiz zaman ve emeğin uzunluğuyla olmayışın ani tezahürünün çatışmasını görebiliyor musunuz?"


“İleri baktığımda, her bir gözümde 12-15 derece dışa, 15 derece aşağıya doğru optik sinirin retinayı yararak girdiği "kör nokta" bulunuyor. Bu kör nokta, görüş alanımı vücut eksenimde 7,5 derece, göz eksenimde 5,5 derece kısıtlayan evrimsel bir kusur ve sonumuzu hazırlayacak zincirleme hatalarımızın baş müsebbibi, biliyorum. Onun yüzünden seni göremedim ve çarpıştık.”

 

“Bilmemek suçu hafifletmez, bağışlatmaz fakat uzay zamanda bir pozisyonu tarif eder. Düşün! Başlangıçta daha uzay zaman yokken kaynaktan bir yayılım' gerçekleşiyor. Aslında yayılan 'Şey' evren ve evrende 'bilgi' olarak ne varsa sebebi. 'Tek've aynı. Bir tohumun çınar ağacına ait tüm bilgiyi' içermesi gibi o 'Şey', evren ve muhtevasına dair ne kadar potansiyel varsa kapsıyor ve bilinmez bir sebeple saniyenin milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyarda biri kadar söylemesi bile güç zamanda 'oluş hali' olarak görünmezden görünene yürüyor.

(…)

O an ne varsa, şu anda da var. O anda olmayan 'Şey' şu anda mevcut olamaz. 'Uzay ve zaman' aslında giriş ve çıkışın yapılamadığı bir hapishanedir. Duvarları görmek de dokunmak da olanaksızdır çünkü duvarlar ve sınırlar yoktur. İşte bütün muhtevayı kapsayan o yayılma ânında 'Bir' değilsek neydik ve neredeydik?"

 

“Diğer türlerin yaşamıyla, ‘bizimki’ diye ayrıştırdığımız ‘yaşam’ arasında değer farkı olduğu ve yaşamın türlere göre sınıflandırılabileceği safsatasına nasıl ikna edildik?”

 

“Zıtlıklar evreninde uyumlu davranışları ancak "mükemmel hastalar" sergilerler. Onları "normal" sanırız çünkü "normal" kavramını onlar tanımlamıştır.”

 

"Geç uyanış, uyanış değil pişmanlığın habercisidir."

 

“Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu ânı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz ânı ise uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı bir tür hata olmalı…”(Schopenhauer)

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder