KÜNYE
Kitap Adı:
Şedaraban
Yazarı: Nedret
Kılıç
Basım: Nemesis
Kitap – 1.Basım- 2021
Sayfa: 325
Tür: Roman
İNCELEME:
Şedaraban
/ Nedret Kılıç
Yazarın
üçleme olarak sunduğu serinin 2.kitabı Şedaraban. Her ne kadar yazar bu iki
kitap arasında okuma sırasının fark etmeyeceğini belirtse de iki kitapta da
birbirine bağlı karakterlerin öncesini anlamak adına önce Kornelyus’un Ezgisi
okunmalı. İlk kitapta detaylandırılan soy ağacının diğer ucundaki karakterleri
açıyor yazar bu kitapta. Ve aslında çok uzak soy ilişkilerindeki insanların
nasıl hayatta birbirlerine bir şekilde dokunduklarını da okuyoruz. Biraz ‘Hepimiz
bu hayatta görünmez iplerle birbirimize bağlıyız’ sözünü hatırlattı bu kitap
bana. Aslında zaten “hepimiz bir noktada ‘Bir’ değil miyiz?” vurgusu da
yapılmakta.
Şedaraban
ismi Türk musikisinde bir makam aslında ve Tanburi Cemil Bey ve onun ‘Şedaraban
Saz Semaisi’ sıklıkla anılıyor kurgu içinde. Ben de bu vesileyle dinlemiş
oldum.
Yine
Türk siyasi tarihine, organize suç çetelerine, uyuşturucu kaçakçılığına,
altının uluslararası transferine, istihbarat servislerine, felsefeye, deliliğe
dokunmuş kitap. Ancak bu sefer odağında bir yasak aşktan filizleniyor. Felsefi
sorgulamaları da bu hikaye üzerinden okuyoruz. Seçimler ve sonuçlar…
Odtü’de
felsefe hocası olan, Amerikalı Lindsey ile İktisat öğrencisi Anton’un yasaklara
meydan okuyan aşkı… Lindsey’in eli kanlı polis kocası Chris’in durumu öğrenmesi
üzerine kaçacakları yer kalmıyor. Tek yolları ölüm. Sınır tanımayan aşkları ile
birlikte ölmek mümkün mü? Peşpeşe iki intihar. Ancak neden asla anlattığımız
durum değil. Şok edici bir son. Uzun zamandır ağzımı açık bırakan, ‘Hadi ama
canımmm!!’ dedirten bir son okumamıştım. Ayrı ayrı açılan karakter
hikayelerinden bazıları gerçekten çok dokunaklı olması yanında beni en çok
etkileyen, gözlerimi yaşartan hikaye Peppi’nin hata-sonuç-bedel denklemindeki
acıklı hikayesi oldu. Bir de gözlerine baktığı insanın sırlarını gören Nora. Unutmayacağım.
İlk
kitaba göre çok daha akıcıydı. Son 50 sayfa hele koptu gitti. Tüm o felsefi
derinlik bir tarafa okuduğum o vurucu sonun tatmini için bile okunacak bir
kitaptı. Kitabı edinenler asla önceden son 3 sayfayı kurcalamayın. Yazarın ‘Serinin
her şeyi’ diye tanımladığı, tüm anlatılanların neden anlatıldığı, her şeyin su
yüzüne çıkacağı son kitap olan Dokunulmaz ile devam edeceğim.
KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:
“Bazı
olmayışlar ağırdır, şahidim.”
"Olana dek geçirdiğimiz zaman ve emeğin uzunluğuyla olmayışın ani
tezahürünün çatışmasını görebiliyor musunuz?"
“İleri baktığımda, her bir gözümde 12-15 derece dışa, 15 derece aşağıya doğru
optik sinirin retinayı yararak girdiği "kör nokta" bulunuyor. Bu kör
nokta, görüş alanımı vücut eksenimde 7,5 derece, göz eksenimde 5,5 derece
kısıtlayan evrimsel bir kusur ve sonumuzu hazırlayacak zincirleme hatalarımızın
baş müsebbibi, biliyorum. Onun yüzünden seni göremedim ve çarpıştık.”
“Bilmemek
suçu hafifletmez, bağışlatmaz fakat uzay zamanda bir pozisyonu tarif eder.
Düşün! Başlangıçta daha uzay zaman yokken kaynaktan bir yayılım' gerçekleşiyor.
Aslında yayılan 'Şey' evren ve evrende 'bilgi' olarak ne varsa sebebi. 'Tek've
aynı. Bir tohumun çınar ağacına ait tüm bilgiyi' içermesi gibi o 'Şey', evren
ve muhtevasına dair ne kadar potansiyel varsa kapsıyor ve bilinmez bir sebeple
saniyenin milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyarda
biri kadar söylemesi bile güç zamanda 'oluş hali' olarak görünmezden görünene
yürüyor.
(…)
O an ne
varsa, şu anda da var. O anda olmayan 'Şey' şu anda mevcut olamaz. 'Uzay ve
zaman' aslında giriş ve çıkışın yapılamadığı bir hapishanedir. Duvarları görmek
de dokunmak da olanaksızdır çünkü duvarlar ve sınırlar yoktur. İşte bütün
muhtevayı kapsayan o yayılma ânında 'Bir' değilsek neydik ve neredeydik?"
“Diğer
türlerin yaşamıyla, ‘bizimki’ diye ayrıştırdığımız ‘yaşam’ arasında değer farkı
olduğu ve yaşamın türlere göre sınıflandırılabileceği safsatasına nasıl ikna
edildik?”
“Zıtlıklar
evreninde uyumlu davranışları ancak "mükemmel hastalar" sergilerler.
Onları "normal" sanırız çünkü "normal" kavramını onlar
tanımlamıştır.”
"Geç
uyanış, uyanış değil pişmanlığın habercisidir."
“Kim ne
derse desin, mutlu insanın en mutlu ânı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir
insanın en mutsuz ânı ise uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı bir tür hata
olmalı…”(Schopenhauer)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder