KÜNYE
Kitap
Adı: Mürşidim Doğa: Doğa-İnsan-Tefekkür
Yazarı:
Nazım Tanrıkulu
Basım:
Doğan Yayınları– 1.Basım- 2026
Sayfa:
269
Tür:
Kişisel Gelişim
İNCELEME:
Mürşidim
Doğa / Nazım Tanrıkulu
Doğanın
Sessiz Öğretmenliğinde İnsanın Kendini Arayışı
Tıbbi
ve aromatik bitkiler üzerine çalışan yazar bu kitabında okuyucuyu doğaya doğru
bir yolculuğa çıkarıyor. Doğadan ve bitki dünyasından derin bilgiler
paylaşıyor. Bunu da hem Anadolu irfanının bütüncül bilgeliğinden hem de modern bitki
biliminin çoklu perspektifinden (fitokimya, etnobotanik, farmokognozi, ekoloji
vb.) yararlanarak yapıyor. Kitabı 2 ana bölümde inceleyebiliriz.
İlk
ana bölümde yazar 4 alt bölümde doğa ile etkileşimimizi şu temalar
doğrultusunda irdelemiş:
- Birinci
Eşik: Ayrılış; kendimizi yeniden keşif, egomuzdan sıyrılış, doğayla aramıza
çizdiğimiz sınırlardan sıyrılmak,
-
İkinci
Eşik: Dikkat; tek değil bir olduğumuzu, ayrı değil bütün olduğumuzu fark etmek,
-
Üçüncü
Eşik: Geçiş; bu bilgelikle dönüşmek, doğanın ve bütünlüğün bilgisine erişmek,
-
Dördüncü
Eşik: Dönüş; öze dönüş, doğayla bütünleşmek, kadim bilgeliği sindirmek.
2.ana
bölüm ise tıbbi ve aromatik bitkileri, bitkilerin ağzından anlatıyor. Her
bitkinin temsili çizimi, terminolojideki latince adı, mitolojik hikayesi,
görsel betimlemesi, içerdiği etken maddeleri, tohum-kök-yaprak-çiçek gibi
bölümlerinin ayrı ayrı sunduğu şifa ya da dikkat edilmesi gereken hususlar bir
rehber gibi sunulmuş. Ve bu bölüm sonunda özellikle şöyle vurgulamış yazar:
“Doğal
olanın her zaman masum olmadığını, şifa ile zehir arasındaki çizginin hem dozda
hem de ehil ellerde olduğunu unutmayın.”
Bir
biyolog olarak keyifle okudum. Tavsiye ederim. Yazarın selamı ile de bitireyim:
“Kalbini
dünyayla doldurmayanlara, doğayı dışarıda görmeyip kendiyle her şeyle bir
görüp, görüntüyü örüntüyle görebilenlere, mürşidi doğa olanlara selam olsun.”
Dipnot:
Normalde yazarın başka yazarlardan alıntılarını tercihen paylaşmam ama
etkilendiğim için ‘Lakota Duası’nı alıntılar kısmının sonunda ayrıca paylaşmak istiyorum.
KİTAPTAN SEVDİĞİM
ALINTILAR:
“İnsan
evladı çıktı da meydana, sahibi sanıverdi olanı, aldandı. Kendinin de yabandan
geldiğini unutup önce gelmiş olanı yabana attı, sofrası yavanlaştı. Açtığı her
boşluk yüreğinde başka bir boşlukla doldu. Ne koyduysa dolduramadı. Gözü
kalbinden ayrıldı, baktığını göremez oldu. Görmek için uzaklara giderken
yakınına yabancılaştı, ömrü talan oldu. Kendinden olmayanı kendine benzetmek
istedi benzemeyene yaşam hakkı tanımadı. İşine yaramayanı düşman bildi avı icat
etti. Dünya barış ve esenlik yurdu olmaktan uzaklaştı, insan tüm canların ahını
aldı, iki yakası bir araya gelmedi. Her canlı insandan ırak kalabildiği kadar
kendi olabildi.”
“İmar
sınırları çizilebilir fakat yaşamın sınırları çizgiyle belirlenmez. Zeytin
ağacının gövdesindeki oyukta barınan böcekten çalıların arasındaki kuşa,
toprağın altındaki mantardan kayanın çatlağındaki bitkiye kadar hepimiz aynı
bütünün parçalarıyız. Gerçek özen, mekanı yalnızca insan için değil, tüm canlı
ailesi için tasarlayabildiğimizde başlar çünkü hiçbir huzurlu yuva, başka bir
yuvanın acısı üzerine kurulamaz.”
“Doğayı
mürşit bilene doğa, hakikatin sessiz öğretmeni gibi yol gösterir. Bir yaprakta,
bir damla suda, bin yıllık zeytin ağacının sabrında saklı olan hikmet, bakmayı
bilen için ayan olur.”
“Günler
su olur akardı insan bakar geçerdi… Yazgımızsa bir gülün kokusu kadardı; kokar
coşar, sonra solardı…”
“Hiçlik
bilinci, önce insanın kendi içindeki ayrılık duygusunu fark etmesiyle başlar.
Kendini diğerinden, doğadan, bütünden ayrı sanan bakış çözülmeye başladığında
yerini bağ kuran, anlayan ve şefkatle yaklaşan bir idrak alır. Hiçlik bilinci
birliğe uyanıştır…”
“Şifa,
insanın doğanın titreşimiyle aynı tınıya ulaşmasıdır.”
“Belki
de gerçek zenginlik budur: Doğanın sunduğuna razı olabilmek. Nitekim insan çoğu
zaman zanda ve hüsrandadır; sandığı ve andığı şeyle sınanır.”
-Lakota
Duası-
Ey
yüce ruh; esen rüzgârda duyduğum ses senin sesindir ve bütün dünyaya hayat
veren senin nefesindir. Senden sonra geldim; senin çocuklarından biriyim. Ben
küçük ve güçsüzüm. Senin gücüne ve bilgeliğine ihtiyacım var. Güzellikler
içinde yürümeme izin ver ve gözlerim kırmızıyı, mor günbatımını ayırt
edebilsin. Ellerim, var ettiklerine saygı göstersin; kulaklarım sesini duyacak
kadar keskin olsun. Beni öyle bilge kıl ki her bir yaprağın ve her bir taşın
ardına gizlediğin dersleri anlayabileyim. Bana güç ver; kardeşlerimden üstün
olmak için değil, en büyük düşmanım olan kendimle savaşabilmek için. Yaşam bir
günbatımı gibi solmaya başladığında temiz eller ve korkusuz gözlerle sana
gelmeye daima hazır olayım. Öyle ki, ruhum sana saf ve lekesiz varabilsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder