KÜNYE
Kitap
Adı: Dokunulmaz
Yazarı:
Nedret Kılıç
Basım:
Nemesis Kitap– 1.Basım- 2022
Sayfa:
469
Tür:
Roman
İNCELEME:
Dokunulmaz
/ Nedret Kılıç
İlk
kitap Kornelyus’un Ezgisi ile Kornelyus ve Mazandarani ailesinin hikayesine,
2.kitap Şedaraban ile Anton ve ailesinin hikayesine eşlik etmiştim. Bu hikayeler
nerede, nasıl birleşecek, tüm bunlar neden anlatıldı sorusunun cevabını ise
3.kitap Dokunulmaz veriyor. Ancak önce kafaları iyice karıştırıyor, okuyucuyu ‘Ne
yani, hiçbir şey öyle olmadı mı?’ diye düşündürüyor. Bambaşka bir kurgu
okutuyor, şöyle bir güzel silkeliyor. Sonra tüm düğümler çözülüyor, ekran
netleşiyor, patır patır herşey tekrar yerine oturuyor.
"Öykülerimizi
kimselere vermeyip bizler anlatalım. Birazı gerçek olsun, çoğunu uyduralım.
Öyle bir yazalım ki kafaları bulandırıp açalım. Sonsuza dek silinmesin adımız,
' Dokunulmaz' olalım! "
Bir
akıl hastanesinde uzun yıllar ilaçlarla uyuşturulmuş karakterlerimizin buluşmasına
tanıklık ediyoruz Dokunulmazda. Kornelyus, Anton, Fischer ve Pınar. İsteklerini,
öfkelerini, kırgınlıklarını, arzularını, deneyimlerini farklı karakterlere
yansıtarak birbirlerine farklı hikayeler anlatmaya soyunurlar. Hikayenin
eşlikçileri Cecile, Ahu, Jiyan amca, Behram… Her karakter ayrı hikaye.
‘Ne
gerçek, ne kurgu?’ diye sorgulatırken yazarın iç sesini bir karakterin ağzından
duyuyor ve nedenlerin cevabını alıyoruz: “Biz neyiz? Okuyanların zihninde
yaratmıyor muyuz sonsuz sayıda olasılıklardan birinde zaten yaşanan
öykülerimizi?” Sonsuz olasılıklar evreninde farklı olasılıklarla tanışmak
ilginçti.
Öz
ne? Hakikat ne? Bilinç ne? Neden varız ve öldükten sonra ne oluyor?
Doğan
bedenden bakan kim? Bedenden bakan, beden yokken neredeydi? Ben kimim?
Peki
bu sorulara bir cevap var mı?
‘So
ham, ham saha’:‘Ben, senim ben.’
Çok
ilginç bir üçlemeydi. Kolay bir seri değil. Beyninizi yakacak bir deneyim
olacağı şüphesiz. Yazar her ne kadar sırasız ve bağımsız okunabilir dese de
bence bu sırayla hatta araya kitap almadan, kopmadan peşpeşe okunması gereken
bir seri. Okumayı seçenlere uzun soluklu zihin zorlayan bu deneyimde kolay
gele.
"Göz
kandırır, söz bulandırır. Zihin ise inandırır. Gerçek ne gördüğün ne duyduğun
ne de inandığındır."
“…Çünkü
okyanusu oluşturan atomların dalga olmadığı ama tümünün dalga hareketini
yaratması gibi ‘zaman’ da varoluşun kumaşında parçalar halinde ama bir bütün
olarak mevcut. Yani geçmişten gelen, şu ana değip geleceğe ilerleyen bir akış
yok. Ne varsa bir bütün olarak var ve biz o bütün içindeki parçaları duyu
organlarımızın kapasitesi kadar algılayabildiğimiz için ‘beyin’ süreklilik arz
eden bir akış illüzyonu yaratıyor.”
“Gerçek
diye bir şey yoktur, kabul edişler vardır. Kabul edişlerse o ana dek hafızada
ne biriktiyse ve duygu merkezi bu birikenlerle ne fazda etkileşim içindeyse o
kalitededir. Beyin bu kabul edişler ölçüsünde yorumlar yaratır dışarısı
sandığınız yanılsama hakkında. Kabul edişlerin temelinde ise yüklenmiş
programlar vardır, kültür, inanç ve anılar vardır.”
“Korkuyorum
kendimden. Her şeyi hatırlatıyor aksim. Peki bütün bu korkuların anası ne? Ölüm
değil mi? Kaçınılmazdan niçin korkulur? Bilmiyor muyuz sonu? Sonu biliyoruz da
ya sonrası? İşte bu yüzden hikâyeler uydurmuş, tarifsizi tariflemeye kalkmış
ilk uydurukçu.”
“Ölüm
dediğin, varlığı kabul edişinden ötürü gerçek görünür. Varlığı seçebildin mi?
Ne zamandır varsın? Var olmadan önce neydin? Ölünce ne olacaksın? Kulak ver:
Hiç olmadın ve hiç ölmeyeceksin.”
“Siyahtan çıktı beyaz ve sonu hep siyahtır, bu kaçınılmaz.”