14 Mayıs 2026 Perşembe

DORIAN GRAY'İN PORTRESİ

 












KÜNYE

Kitap Adı: Dorian Gray’in Portresi

Yazarı: Oscar Wilde

Basım: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları– 13.Basım- 2022

Sayfa: 258

Tür: Roman, Dünya Klasikleri


İNCELEME:

Dorian Gray’in Portresi / Oscar Wilde

Yazarın tek romanı olan eser aynı zamanda dönemin katı ahlaki anlayışı çerçevesinde yazarın cinsel yönelimi nedeniyle yargılanıp tutuklanmasında da delil olarak gösterilmiş. Eser yayınlandığı dönemde eşcinselliğe özendirdiği gerekçesiyle oldukça sert eleştirilere maruz kalmış. Ancak ana teması bireyin içsel çürümesi olan kitap, güzellik algısı, gençlik kaygısı, kibir ve ahlaki yozlaşma konularını merkeze alıyor.

Dorian Gray kusursuz güzelliğe sahip, mütevazi hayatı olan bir genç. Yakın arkadaşı ve hayranı ressam Basil Hallward’ın Dorian’ın portresini resmetmesi ve ressamın arkadaşı Lord Henry ile tanıştırması sonrası Dorian değişiyor. Lord Henry güzelliğe ve zevke düşkün, narsist ve çok iyi bir manipülatör. Dorian, Henry ile daha fazla vakit geçirmeye ve onun tarzının etkisine girmeye başlar. Henry’nin portrenin estetiği ve güzelliğine yaptığı övgülerle Dorian kendi güzelliğinin farkına varır.

Birgün sonsuza kadar genç kalacak kendi portresini kıskanır ve ‘zaman her an benim gençliğimden alıyor, resim aynı kalıyor. Keşke tam tersi olsaydı. Resim değişseydi ben aynı kalsaydım’ diyerek sonsuz gençlik ve güzellik diler. Ve dilek gerçeğe döner. Bu nimet ile neler yapabileceği konusunda rehberi ise maalesef Henry’dir.  

Basil iyiliği, erdemi ve vicdanın sesini; Henry ise bir o kadar kötülüğü ve yozlaşmayı simgeliyor. Peki ya vicdanın sesi susarsa ne olur? Dorian kendi arzularının ve zaaflarının esiri olmaya başlıyor. Bu ise onun ruhsal çöküşünü hazırlıyor.

Yaşattıkları artık yüzüne değil portresine yansıyor. Portre kalın perdeler ardına, gizli odalara saklanabiliyor. Ama ya insan vicdanından ne kadar kaçabiliyor?

 

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“Acaba psikolojiyi mutlak bir bilim dalı haline getirirsek küçücük yaşam pınarlarından her birinin sırrına erebilir miydik? Mevcut durumda kendimizi hep yanlış anlıyor, başka insanlarıysa nadiren anlayabiliyorduk.”

 

“Deneyim denilen şeyin ahlaki bir değeri yoktu. Deneyim, insanların yanlışlarına verdikleri isimdi. Ahlakçılar kural olarak, deneyimi bir tür uyarı biçimi olarak görmüş, karakterin şekillenmesinde etik açıdan faydalı olduğunu öne sürmüş ve onu bize neyi yapıp neyi yapmayacağamızı gösteren bir şey olarak yüceltmişlerdi. Fakat deneyimin harekete geçirme gibi bir gücü yoktur. Rolü neredeyse vicdanınki kadar azdır. Deneyimin bize gösterdiği tek şey şudur; geçmişimiz neyse geleceğimiz de o olacaktır ve geçmişte tiksinerek işlediğimiz günahları gelecekte defalarca, hem de mutluluk duyarak işleyeceğiz.”

 


"Üzerimizde en amansızca hâkimiyet kuran arzular, kaynağı konusunda kendimizi kandırdıklarımızdır. En zayıf güdülerimiz doğasını en iyi bildiklerimizdir."

 


“İnsanın ken­di kendini suçlamasının keyif veren bir yanı vardır. Kendi kendimizi suçladığımız zaman başka birinin bizi suçlama­ya hakkı kalmadığını düşünürüz. İnsanın ruhunu suçluluk duygusundan arındıran şey itiraf etme eyleminin kendisidir; günah çıkartan rahip değil.”

 

“Hayat, başkalarının hatalarını yüklenemeyecek kadar kısaydı. Herkes kendi hayatını yaşıyor ve bu hayatı yaşamanın bedelini ödüyordu. Acı olansa, insanın çoğu zaman tek bir hata için çok fazla bedel ödemek zorunda kalmasıydı. Aslına bakılırsa, insan tek bir hata için sürekli bedel ödeyip duruyordu. Kader, insanla olan alışverişinde alacak defterini hiçbir zaman kapatmıyordu.”

 

“Ceza çekmenin insanı arındırıp temizleyen bir yanı vardı. İnsanın hakkaniyetli bir Tanrı’ya ettiği dua ‘günahlarımızı bağışla’ değil de ‘yaptığımız kötülükler için bizi cezalandır' olmalıydı.”

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder