KÜNYE
Kitap
Adı: Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Yazarı:
Sandor Marai
Basım:
Yapı Kredi Yayınları– 3.Basım- 2024
Sayfa:
114
Tür:
Roman, Modern Klasikler
İNCELEME:
Mumlar
Sonuna Kadar Yanar / Sandor Marai
“İnsan
önemli soruları sonunda daima bütün hayatıyla cevaplar.”
General
Henrik ve Konrad askeri okulda tanışır ve çok yakın dost olurlar. Henrik’in
ailesi zenginken, Konrad’ın ailesi kıt kanaat bir yaşam sürer. Birbirlerine
ikiz kardeşler gibi bağlı olan bu iki adamın dostluğu yıllar sürer. Henrik
evlenir, tek uğraşı iyi bir asker olmaktır. Oysa Konrad’ın içinde büyük bir
müzik ve sanat aşkı yanmaktadır. Ava gittikleri bir gün birçok şeyi değiştirir.
Avda Henrik’in yaşadığını düşündüğü bir an, akşamındaki yemekte eşi ile Konrad’ın
sohbetinin içeriği, ertesi gün Konrad’ın haber bırakmadan askerliği bırakıp
ülkeyi terketmesi ve sonrasında gelişenler Henrik’in kafasında büyük kuşkular
doğurur. Aslında Henrik her şeyden emindir kendince. Ancak bu kuşkulara cevap
verecek olan adam çoktan gitmiştir. Karısı Krisztina ile yüzleşmemeyi tercih
eder ve kendisini bağ evine kapatır. Sadece tek bir anı bekler, Konrad’ın gelip
sorularına cevap vereceği anı. Bir gün döneceğine emindir.
Karısı
öldükten sonra, şatoya evine döner, sessiz yaşlanmaya devam eder. Ve tam 41 yıl
sonra Konrad’tan döndüğüne dair mektup alır. Bir akşam yemeği düzenler,
beklediği an gelmiştir. Kendince intikam alacağı, ona her şeyi kabul ettireceği
an gelmiştir. İki yaşlı adam bir araya gelir. Peki 41 yıl beklediğine değecek
midir?
Yazardan
okuduğum ilk kitaptı. Bu kısacık kitap beni biraz yordu. Bunca yıl sonra iki
adamın sohbetini değil Henrik tarafından bir monolog okuyoruz. ‘Bi sus be adam’
diyesim geldi. Hatta kendince temellendirdiği o kuşkuları üzerine öyle büyük
büyük ve net konuştu ki, ‘çok biliyorsun sen’ diyip ağzının ortasına bir
vurasım da geldi. Belki haklıdır, bunu ne yazık ki okuyucu olarak
öğrenemiyoruz. Bu da ‘ee ne oldu şimdi’ dedirtiyor tabi.
Bunlar
yanında dostluk, hırs, kıskançlık, çekişme, tutku, ihanet temellinde hayata ve
insan ilişkilerine dair felsefi bir derinliği de vardı. Çokça altı çizilesi satır
mevcuttu. 41 yıl beklenmiş bir hayat muhasebesi. Felsefe sevenlere daha çok
hitap edecektir.
KİTAPTAN SEVDİĞİM
ALINTILAR:
“Sonunda,
en sonunda insan dünyanın ona öylesine inatla sorduğu soruları hayatının
gerçekleriyle cevaplar. Sorular şöyledir:
Sen kimsin? Gerçekten ne istiyordun? Gerçekten ne yapabiliyordun? Nerede
sadıktın? Nerede sadakatsiz? Nerede cesurdun, nerede korkak? Sorular bu
şekildedir. Ve insan elinden geldiğince cevaplar, doğru ya da yalan söyleyerek
ama bu o kadar önemli değil. Önemli olan, sonunda bütün hayatıyla cevap
vermesidir.”
“Sence de hayatın anlamı sadece günün birinde
kalplerimizi, ruhlarımızı ve bedenlerimizi gezip sonra da ebediyen yanan bir
tutkuda olabilir mi? Arada ne yaşanırsa yaşansın? Ve bunu yaşadıysak belki yine
de boşuna yaşamamış olabilir miyiz? Tutku bu kadar derin, bu kadar zalim, bu
kadar muhteşem, bu kadar gayriinsani mi? Ve acaba bir kişiye değil de sadece
arzunun kendisine mi yönelik?”
“Fakat
ruhunun derinlerinde bir sancı saklıydı: Olduğundan farklı olma arzusu. Bu, bir
insanın kaderden yiyebileceği en büyük silledir. Olduğundan farklı olma arzusu:
Kalpte yanan hiçbir arzu daha acı verici olamaz. Çünkü insan hayata ancak kendi
kendisi ve dünya için taşıdığı anlamla uzlaşarak katlanabilir.”
“Hayatın
en büyük sırrı ve en büyük hediyesi, ‘aynı türde’ iki insanın karşılaşmasıdır.
Bu son derece nadir görülür -doğanın hile ve zora başvurarak böyle bir ahengi
engellemesinden kaynaklanıyor olmalı; belki de sebebi, dünyanın yaratılması,
hayatın yenilenmesi için birbirini ebediyen arayan, zıt akortlu insanlar
arasında oluşan gerilime ihtiyaç olmasıdır.”
“Bunu
bekledim, çünkü beklemeye değer her şeyin kendi zamanı ve düzeni vardır.”
“İnsan
yaptığıyla değil, bu yaptığının arkasındaki amaçla kendini suçlu hale getirir. Her
şey amaçta saklıdır.”
“Acıdan
ve ölümden daha kötüsü vardır. Daha kötüsü, insanın kendine saygısını
kaybetmesidir.”
“Yeryüzünde
yapacakların olduğu müddetçe yaşarsın.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder