doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2026 Salı

MÜRŞİDİM DOĞA

 












KÜNYE

Kitap Adı: Mürşidim Doğa: Doğa-İnsan-Tefekkür

Yazarı: Nazım Tanrıkulu

Basım: Doğan Yayınları– 1.Basım- 2026

Sayfa: 269

Tür: Kişisel Gelişim


İNCELEME:

Mürşidim Doğa / Nazım Tanrıkulu

Doğanın Sessiz Öğretmenliğinde İnsanın Kendini Arayışı

Tıbbi ve aromatik bitkiler üzerine çalışan yazar bu kitabında okuyucuyu doğaya doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Doğadan ve bitki dünyasından derin bilgiler paylaşıyor. Bunu da hem Anadolu irfanının bütüncül bilgeliğinden hem de modern bitki biliminin çoklu perspektifinden (fitokimya, etnobotanik, farmokognozi, ekoloji vb.) yararlanarak yapıyor. Kitabı 2 ana bölümde inceleyebiliriz.

İlk ana bölümde yazar 4 alt bölümde doğa ile etkileşimimizi şu temalar doğrultusunda irdelemiş:

-       Birinci Eşik: Ayrılış; kendimizi yeniden keşif, egomuzdan sıyrılış, doğayla aramıza çizdiğimiz sınırlardan sıyrılmak,

-          İkinci Eşik: Dikkat; tek değil bir olduğumuzu, ayrı değil bütün olduğumuzu fark etmek,

-          Üçüncü Eşik: Geçiş; bu bilgelikle dönüşmek, doğanın ve bütünlüğün bilgisine erişmek,

-          Dördüncü Eşik: Dönüş; öze dönüş, doğayla bütünleşmek, kadim bilgeliği sindirmek.

2.ana bölüm ise tıbbi ve aromatik bitkileri, bitkilerin ağzından anlatıyor. Her bitkinin temsili çizimi, terminolojideki latince adı, mitolojik hikayesi, görsel betimlemesi, içerdiği etken maddeleri, tohum-kök-yaprak-çiçek gibi bölümlerinin ayrı ayrı sunduğu şifa ya da dikkat edilmesi gereken hususlar bir rehber gibi sunulmuş. Ve bu bölüm sonunda özellikle şöyle vurgulamış yazar:

“Doğal olanın her zaman masum olmadığını, şifa ile zehir arasındaki çizginin hem dozda hem de ehil ellerde olduğunu unutmayın.”

Bir biyolog olarak keyifle okudum. Tavsiye ederim. Yazarın selamı ile de bitireyim:

“Kalbini dünyayla doldurmayanlara, doğayı dışarıda görmeyip kendiyle her şeyle bir görüp, görüntüyü örüntüyle görebilenlere, mürşidi doğa olanlara selam olsun.”

Dipnot: Normalde yazarın başka yazarlardan alıntılarını tercihen paylaşmam ama etkilendiğim için ‘Lakota Duası’nı alıntılar kısmının sonunda ayrıca paylaşmak istiyorum.

 

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“İnsan evladı çıktı da meydana, sahibi sanıverdi olanı, aldandı. Kendinin de yabandan geldiğini unutup önce gelmiş olanı yabana attı, sofrası yavanlaştı. Açtığı her boşluk yüreğinde başka bir boşlukla doldu. Ne koyduysa dolduramadı. Gözü kalbinden ayrıldı, baktığını göremez oldu. Görmek için uzaklara giderken yakınına yabancılaştı, ömrü talan oldu. Kendinden olmayanı kendine benzetmek istedi benzemeyene yaşam hakkı tanımadı. İşine yaramayanı düşman bildi avı icat etti. Dünya barış ve esenlik yurdu olmaktan uzaklaştı, insan tüm canların ahını aldı, iki yakası bir araya gelmedi. Her canlı insandan ırak kalabildiği kadar kendi olabildi.”

 

“İmar sınırları çizilebilir fakat yaşamın sınırları çizgiyle belirlenmez. Zeytin ağacının gövdesindeki oyukta barınan böcekten çalıların arasındaki kuşa, toprağın altındaki mantardan kayanın çatlağındaki bitkiye kadar hepimiz aynı bütünün parçalarıyız. Gerçek özen, mekanı yalnızca insan için değil, tüm canlı ailesi için tasarlayabildiğimizde başlar çünkü hiçbir huzurlu yuva, başka bir yuvanın acısı üzerine kurulamaz.”

 

“Doğayı mürşit bilene doğa, hakikatin sessiz öğretmeni gibi yol gösterir. Bir yaprakta, bir damla suda, bin yıllık zeytin ağacının sabrında saklı olan hikmet, bakmayı bilen için ayan olur.”

 

“Günler su olur akardı insan bakar geçerdi… Yazgımızsa bir gülün kokusu kadardı; kokar coşar, sonra solardı…”

 

“Hiçlik bilinci, önce insanın kendi içindeki ayrılık duygusunu fark etmesiyle başlar. Kendini diğerinden, doğadan, bütünden ayrı sanan bakış çözülmeye başladığında yerini bağ kuran, anlayan ve şefkatle yaklaşan bir idrak alır. Hiçlik bilinci birliğe uyanıştır…”

 

“Şifa, insanın doğanın titreşimiyle aynı tınıya ulaşmasıdır.”

 

“Belki de gerçek zenginlik budur: Doğanın sunduğuna razı olabilmek. Nitekim insan çoğu zaman zanda ve hüsrandadır; sandığı ve andığı şeyle sınanır.”

 


-Lakota Duası-

Ey yüce ruh; esen rüzgârda duyduğum ses senin sesindir ve bütün dünyaya hayat veren senin nefesindir. Senden sonra geldim; senin çocuklarından biriyim. Ben küçük ve güçsüzüm. Senin gücüne ve bilgeliğine ihtiyacım var. Güzellikler içinde yürümeme izin ver ve gözlerim kırmızıyı, mor günbatımını ayırt edebilsin. Ellerim, var ettiklerine saygı göstersin; kulaklarım sesini duyacak kadar keskin olsun. Beni öyle bilge kıl ki her bir yaprağın ve her bir taşın ardına gizlediğin dersleri anlayabileyim. Bana güç ver; kardeşlerimden üstün olmak için değil, en büyük düşmanım olan kendimle savaşabilmek için. Yaşam bir günbatımı gibi solmaya başladığında temiz eller ve korkusuz gözlerle sana gelmeye daima hazır olayım. Öyle ki, ruhum sana saf ve lekesiz varabilsin.

 


24 Kasım 2022 Perşembe

YİTİK PARADİGMA: İNSAN DOĞASI


 










KÜNYE

Kitap Adı: Yitik Paradigma: İnsan Doğası

Yazarı: Edgar Morin

Basım: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları- 4.Basım- 2019

Sayfa:  248

Tür:  Bilim, Araştırma-İnceleme, Antropoloji-Etnoloji-Sosyoloji


İNCELEME:

 Kitap, antropoloji, biyoloji, sosyoloji, kültür tarihi gibi çok farklı disiplinlerden faydalanarak "insan-hayvan ve doğa-kültür zıtlığı" paradigmalarını geçersiz kılıyor.

“Doğa ile kültürü birbirinden ayırmaktan artık vazgeçmek gerektiğini, kültürün anahtarının bizim doğamızda, doğamızın anahtarının da kültürde bulunduğunu söyleyen Morin'e göre, biyolojik evrim ve kültürel evrim, bütünsel insanlaşma olgusunun karşılıklı ilişki içinde olan ve birbiri içinden geçen iki boyutudur. İnsanlaşma, sadece biyolojik ya da tinsel bir evrim değil, genetik, ekolojik, beyinsel, toplumsal ve kültürel eklemlenmelerin sonucu karmaşık ve çok boyutlu bir bünye oluşumu, bir morfogenezdir.”

Kitap, insan, toplum ve doğa üzerine düşünmek isteyenler için çok önemli bir başvuru kaynağı. Antropoloji, sosyoloji, etnoloji, biyoloji alanlarına ilgi duyanlar tercih edebilirler. Herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir kitap değil maalesef, akademik ve ağır bir dili var. İlgi alanı olmayanları fazlaca zorlayacaktır.

 

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

“Bugün ölmekte olan insan kavramı değil, tabiattan ve kendi doğasından kopartılmış, yalıtılmış bir insan kavramıdır; son bulması gereken şey, kendi akılcılığının şatafatlı imgesine hayran kalan insanın kendini putlaştırmasıdır.”

 

“İnsan türünün kur davranışını, boyun eğmeyi, hiyerarşik grup yapısını, bölge kavramını icat etmediği nasıl kesinse toplumun bir insan icadı olmadığı da artık aynı ölçüde kesindir. Hatta insan toplumlarına özgü kimi niteliklerin, çoktan pek çok hayvan toplumunda ortaya çıkmış olduğunu da söyleyelim.”

 

“Altmışlı yıllara kadar hayvan davranışları kâh otomatik tepki veya refleksler, kâh otomatik dürtü veya içgüdüler tarafından yönetiliyormuş gibi görülüyordu. Bu yönlendirici unsurların işleyişi, organizmanın korunma, hayatta kalma ve üreme ihtiyaçlarını tatmin etmeye yönelikti. Hâlbuki ekolojinin ilk keşifleri bize hayvan davranışının hem örgütlü, hem de örgütleyici davranışlar olduğunu gösteriyor.”

 

“Yazgımızın, primatlar da dâhil bütün hayvanların yazgısından çok farklı olduğu apaçık; diğer hayvanlara boyun eğdirdik, onları ehlileştirdik, soylarını tükettik, sürdük, kafesledik veya korumaya aldık. Biz ise, kendimize taştan ve çelikten kentler inşa ettik, makineler icat ettik, şiirler, senfoniler yarattık, uzayda seyahat ettik. Doğadan gelmekle ve doğa dışı ve hatta doğaüstü olduğumuza inanmamamız mümkün mü?”


7 Kasım 2022 Pazartesi

BEN BİR GÜRGEN DALIYIM


 










KÜNYE

Kitap Adı: Ben Bir Gürgen Dalıyım

Yazarı: Hasan Ali Toptaş

Basım: Everest Yayınları - 46.Basım- 2020

Sayfa: 111

Tür: Roman


İNCELEME:

Hasan Ali Toptaş tarafından kaleme alınan Ben Bir Gürgen Dalıyım, Oğuz Demir’in illüstrasyonları ile bezenmiş kısacık bir roman. İçindeki çizimler ve yazı düzenine bakınca bir çocuk kitabı izlenimi verebilir okuyucuya. Ancak bir masaldan ziyade çok derin mesajlar veren trajik bir hikâye anlatıyor. Birçok okuyucu tarafından Fransız edebiyatının çok bilinen eseri ‘Küçük Prens’e yakın bulunmuş. Ayrıca kitaptaki bölümlerin bazılarına, hikâyenin konusuna değinen türkü isimlerinin verilmesi de ilginç bir detay olmuş.

Kitapta bir gürgen ağacının gözünden insanı, insanın doğaya yaklaşımını görüyoruz. Bu gürgen ağacının yaşam serüveni içindeki gözlemleri, bizi insanlığımızdan utandıracak türden. Ben içim burkularak okudum.

Ege’nin Beşparmak Dağlarında köknarların, kızılçamların, ardıçların, ladinlerin, meşe ve pek tabi gürgenlerin bulunduğu bir ormanda yaşamını sürdüren bir gürgen ağacının hikâyesi. Küçük bir fidandan görkemli bir ağaç olma yolundaki Gürgen ağacı, diğer ağaç komşularının da izlediği yolu izlemeye çalışır. Tüm ağaçların çabası, kesilip değersiz bir odun parçasına dönmemek adına eğilip bükülmeden uzamak, dimdik ve güçlü görünmektir. Gürgen fidanımız da dimdik ayakta duran, heybetli görünen bir ağaç olabilmek için tüm gayretini gösterir. Tüm ağaçların çabası eğer kesileceklerse bile değerli, anlamı olan bir nesneye dönüştürülebilecek kadar değerli görünmektir insanların gözünde.

Kesilen her ağacın arkasından kaderinin ne olduğu konusunda fikir yürütür tüm ağaçlar. Aslında kendi umutlarını dile getirirler. Kimi masa, kimi pencere kimi kayık kimi gitar olmak ister. Kimi kapı olmak ister ama ne kapısı olacağın çok önemlidir tabi. Hiçbiri mahpushane kapısı olmak istemez.

Ve bir gün maalesef ki Gürgen ağacımız da hazin son ile karşılaşır ve 2 insan gelip onun göklere uzanan gövdesini keserler. Yine de Gürgen umudunu kaybetmez. Onu değerli bulup değerli bir nesneye dönüştüreceklerine emindir. Yıllarca gövdesinin güzel gelişmesi için emek vermiştir.

Uzun bir süre bir marangozun deposunda bekler diğer kesilmiş ağaçlarla birlikte. Neye dönüşeceğinin hayallerini kurar. Ancak yaşanan olaylar onu hiç istemediği bir sona götürür. Dar Ağacı yapılan gürgen ağacı yaşadığı ilk idam deneyiminden sonra bu yaşadığı acıya dayanamaz. Onu odun olarak yaksınlar diye çürümeye karar verir. Bu kararını ise avludan esen rüzgâra şöyle iletir:

“Eeey ağaçlar!" diye bağırdım. "Eeey gürgenler, çamlar, köknarlar ve meşeler! Eeey uzun kuyruklu tilkiler, ey ürkek adımlı tavşanlar! Duyuun beni ey dağlar taşlar! Duy beni dağsümbülü! Duy beni eey ormanın kuytusunda gezinen yalnız böcek! Duyun beni eey gökyüzünü derinleştiren kuşlar! Duyun ve bundan böyle bir darağacı olarak bilmeyin beni! Eğer Beşparmak Dağları’nın ardındaki düzlükte kuru bir dalım kalmışsa, artık ben bir gürgen dalıyım!”

  

KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 “Keşke insanlar dünyayı sevmeyi öğrense, yaşadıkları topraklarda birer misafir olduklarını anlayıncaya ve çocuklarına daha yeşil bir gelecek hazırlamanın bilincine erişinceye kadar, ne yazık ki bu katliam böylece sürüp gidecek!”

 

“Hatta henüz icat edilmemiş silahlar da insanın içindeydi. Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı... Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan? Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengârenk bir barış bahçesi?”

 

“İnsanoğlu beni duymazdı zaten. Sağırdı çünkü o; kokularıma da, yeşillerime de duruşuma da sağırdı.”

 

“İnsanların büyük bölümü, birçok güzelliği göremezdi. (…) Onlar, birer uyurgezer gibi geçip giderlerdi güzelliklerin yanından. Ya da, kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin peşinden koşarken, onun uğruna, birçok güzelliği de ayaklarının altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerlerdi.”

 

"Yani, insanın karışmadığı her şey bir masaldı."