31 Mayıs 2026 Pazar

EL KIZI

 











KÜNYE

Kitap Adı: El Kızı

Yazarı: Orhan Kemal

Basım: Everest Yayınları– 67.Basım- 2025

Sayfa: 404

Tür: Roman, Türk Edebiyatı


İNCELEME:

El Kızı / Orhan Kemal

Orhan Kemal’in ağlayarak yazdığını belirttiği El Kızı, Türk aile yapısından bir kesitle aile içi çekişmelere, toplumun erkek ve kadın üzerindeki değer yargılarına, kadın üzerindeki toplumsal baskıya ayna tutuyor.

"Erkeğin elinin kınası, ayıplamam. Bir erkek, karısında arayıp da bulamadığı meziyetleri başkalarında buldu mu... Gönüldür, su gibi akar gider! Ben suçu erkeğe bulmam. Kadın kısmı erkeğini avucunun içinde zapt etmesini bilmeli! Bilmedi mi, hiç kimseye, hiçbir şey demeye hakkı yok!"

Kadını ‘kadın nasıl olur?’,’Eş nasıl olur?’,’Anne nasıl olur?’ gibi kalıplara sıkıştıran, hor gören, ezen; erkeği ise ‘erkektir ne yapsa yeridir’ diye yücelten bu toplumsal bakış açısı üzerine örülüyor roman. Bunu da oldukça sinsi ve oğluna bağımlı bir kayınvalide ile sinik, söz sahibi olamayan bir gelinin çatışması üzerinden okuyoruz.

Mazhar ile Nazan’ın evliliği başlarda güzel gider sadece Mazhar eşinin daha canlı ve hevesli olmasını diler. Onu mutlu etmek için de bir yüzük alır. Ancak gelini kıskanan kaynana Hacer ortalığı karıştırır. Hacer oğluna başka, gelinine başka oynayan tehlikeli bir kadın. Nazan ise aşırı saf, hayatında söz hakkı olmayan, yetim büyümüş, pasif bir genç kadın. Tek derdi evinin düzeni ve oğlu Haldun. Kaynanasının göremediği oyunları ise Nazan’ın hayatını tarumar edecektir. Mazhar annesine inanır, Nazan’ın haline üzülse de kuracağı yeni hayatın hayali biraz da işine gelir. Herkes verdiği kararların bedelini ödeyecektir.

Nazan’a kızdım biraz. Sorgulamadan düşünmeden hareket edilmez be Nazan. Ama yetim büyümüş, gelin geldiği evde hep aşağılanmış, ait hissedememiş, baskılanmış bir kadın. Belki de biraz tükenmiş, ‘olacağına varsın’a bırakmış. En üzüldüğüm ise annesiz Haldun’un her kucakta anne sevgisi araması oldu. Hacer ne kadar sorumlu ise olanlardan Mazhar’da o kadar sorumlu. Büyümeden koca olmayın lütfen.

Günümüzde maalesef hala devam eden toplum gerçeklerine parmak basan, oldukça akıcı, biraz Yeşilçam filmi havasında bir kitaptı. Yazar ağlayarak yazmış ama ben hep birilerine kızarak okudum. Yazardan yaptığım ilk okuma oldu ve anlatım tarzını sevdim. Tavsiye ederim.

  


KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:

 

“Ne tuhaftı şu dünya! Birtakım maddi sebepleri bilinmekle beraber, daha önce bilinmeyen meçhullerden geliniyor, doğuluyor, büyünüyor, bir zaman bir arada haşır neşir olunuyor, birbirine alışılıyor, sonra yavaş yavaş dağılınıyordu. Bütün bunlar nasıl da ağır ağır, alıştıra alıştıra oluyordu. Ezellerden ebedlere bitmez, başı sonu olmayan bir yolculuk!”

 

“Bana öyle geliyor ki, ne alın yazısı, ne yazan, ne yazılan, ne de yazılmış bir şey var. Olmakta olan, boyuna şekil değiştirerek akıp giden, başsız ve sonsuz bir oluş. Bu oluş içinde ferdin sevinci yahut kederi…”

 

“Amma da yorulmuştu! Oysa, yorulacak hiçbir şey yapmamıştı. "Demek, ruh yıkıntıları insanı fena yoruyor!" diye geçirdi.”

 

"Batılı düşünürlerden biri, ‘hayat bizi yavaş yavaş ölüme alıştırır,’ der. Çok doğru. Geldik, gidiyoruz!"


“Hayat, gerçekten de akıp giden bir su. Bizler de o suyun içinde, suyun istediği tarafa gitmeye mecbur odun parçaları…”


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder