KÜNYE
Kitap Adı:
Bekle Beni
Yazarı: Zülfü
Livaneli
Basım: Can
Çağdaş Yayınları– 1.Basım- 2025
Sayfa: 189
Tür: Roman
İNCELEME:
Bekle
Beni / Zülfü Livaneli
Zülfü
Livaneli son romanına ‘Fırtınalarda yitip giden ve parçalanan ailelere’
şeklinde bir ithaf ile başlıyor. Dönem 68’li yılların Türkiye’si. Konu aydın, eğitimli,
okuyan kesimi pasifize etme yöntemi olarak kişilere yüklenen ‘Düşünce Suçu’
kavramı, bu süreçteki tutuklanmalar, cezaevi süreçleri, işkenceler, bölünen
aileler, elden alınan hürriyet. ‘Aşk ve direniş hikayesi’ olarak tanıtılsa da
ana tema aşk değil.
Kitap
4 bölümden oluşuyor. ‘Bir Sevdanın Tarihçesi’ ile ana karakterimiz Selim’i,
aşkı Leyla’yı tanıyor, aşklarının filizlenmesine ve küçük kızları Zeynep’in
doğumuna tanıklık ediyoruz. Ve Selim yazıları ve toplumsal eleştirileri
nedeniyle polis baskını ile tutuklanıyor. 2.bölüm ‘Direniş’ ile hapishane
süreci, 3.bölüm ‘Bekleyiş’ ile hapishaneden çıktıktan sonra ülkede
barınamaması, yurtdışına gidişi ve orada sorgulanması süreci, son bölüm ‘Aile’
ile Leyla ve Zeynep ile buluşması anlatılıyor.
Anlatı
Selim ve Leyla’nın hem birbirlerine yazdıkları sansürlü ve pozitif mektuplar,
hem de hikayenin gerçek ve biraz da acı tarafını anlattıkları kişisel defterlerindeki
yazılar üzerinden yürüyor. Ayrıca 3. Bir gözün anlatımı da mevcut. Hapishaneye
gelen mektuplar üst komuta tarafından okunduğu için açıkça yazılmıyor hiçbir şey,
tabi bir de birbirlerini üzmemek için sıkıntılı durumları anlatmıyorlar ancak
kendilerine özel defterlere sırlar dökülüyor.
Livaneli
yine çok güçlü bir konu seçmiş, içinde bulunduğumuz dönem koşullarında da cesurca
bile denebilir. Ancak yazarın birkaç ayrı kitabını hayranlıkla okumuş biri
olarak aynı tadı alamadım maalesef. Daha acemi bir elden çıkmış gibiydi anlatım
ve sanki biraz da aceleye gelmiş, çabuk sonlandırılmış gibi hissettim. Okuduğum
diğer kitaplarında bulduğum edebi dil zenginliğini, anlatım derinliğini, güçlü
karakter analizlerini, duygusal yoğunluğu ne yazık ki bulamadım. Selim’in
endişesi, bekleyişi, Leyla’nın ıstırabı, korkusu, Zeynep’in özlemi, cezaevi
koşullarının ürkütücü atmosferi içimize işlemeliydi. Bu kadar güçlü bir konunun
çok daha vurucu bir etki bırakmış olması gerekirdi Livaneli kaleminden. Bir
nebze hayal kırıklığı hissettim. Tabi bu da Livaneli’den beklentimin büyük
olmasındandı. Yine de konu itibariyle önemli bir eser.
KİTAPTAN SEVDİĞİM ALINTILAR:
"İşkence,
insanın buluşu. Tekerleği bulan o zeki, yaratıcı insan soyu, belki de
tekerlekten önce işkenceyi icat ediyor. Hayvanlar aleminde bile böyle bir şey
yok; ne içgüdüsel ne de bilinçli. Öfkelenebilirler, hırlayabilirler, bir aslan
kükrer, bir köpek dişlerini gösterir ama acı çektirmeyi bilmezler, çünkü onlar
onu icat etmemişler. İşkence, insanın kötü zekasının sonucu; bir sanat gibi
tasarlanmış, bir bilim gibi mükemmelleştirilmiş, bir zevk gibi kullanılmış. Hayvanlar
öldürür, parçalar ama acıyı bir amaç haline getirmez.”
“İşkenceyi
beklemek, işkencenin kendisinden daha kötü bir eziyetti; sinsi, soğuk, içini
yavaşça çürüten bir zehirli. Bedenden önce ruhu parçalıyordu.”
“Bazı
insanların diğerlerinden ayrılıp özel olarak inşa edilmiş, dışarı çıkma imkanı
olmayan binalara kilitlenmesi ne zaman başlamıştı acaba? İlk olarak kim kime
uygulamıştı? Bu düşünceler zihninde sürekli dolaşırdı; iktidar ve ceza aynı
zamanda mı oluşmuştu? Habil’i öldüren Kabil hapsedilmiş miydi? Tanrı
hapishaneyi yaratmış mıydı o zaman? Elma yemek mi daha büyük bir suçtu,
kardeşini öldürmek mi? Tanrı insan soyunun zalimlik eğilimini gördükten sonra
onları cennetten atsa daha mantıklı bir hikaye olmaz mıydı?”
“İnsan,
nefessiz kalmadan nefesin, hapsedilmeden özgürlüğün, ölümle yüzleşmeden yaşamın
kıymetini bilemiyordu.”
“Kalp
her şeyi beyinden önce seziyor.”